• Kırıkkale, Türkiye
  • 26/09/2022

Dediler ki; “Ey Şu’ayb, atalarımızın taptıklarını terk etmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysaki sen yumuşak huylusun ve aklı başında bir adamsın.” (Hud, 87)

Peygamberler gönderildikleri toplumda yerleşik düzenle ilgili belirgin değişimler yaşanmasına sebep olmuşlardır. Bozulan, daha önce gönderilen peygambere indirilenlerden uzaklaşan, ya da aşırılığa gidip bazı şeyleri kutsayıp hem toplumsal yaşamdan uzaklaştırıp hem de şirke dönüştüren toplumlara gönderilen her peygamber önce tepkiyle karşılaşmıştır. Tepki genelde yerleşik düzenin işleyişinde aktif rolü olan ve bu rolleri sebebiyle kurulu düzenin imkânlarından nemalananlar tarafından gösterilmiştir. Hatta bunlar tepkileri yetersiz kaldığında toplumu manipüle etmek için yalan ya da iftiraya başvurmaktan da çekinmemişlerdir. Üstüne bir de yumuşak huylu ve aklı başında olmanın ölçüsünü de tepkisizlik ve vurdumduymazlık olarak ortaya koymuşlardır. Eğer namaz ve ahlak üzerinden birisi bize tepkisizlik telkin ediyorsa bilelim ki bu işte bir terslik var!

Ayette Şu‘ayb (a.s)’ın yerleşik düzene itirazının nedeni olarak namazı görenler hiçte yanılmıyorlardı. Çünkü namaz iman edenleri belirginleştiren en önemli ibadettir. Başka bir ayette (Şüphesiz namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar…’’(Ankebut, 45)) namaz insanı kötü olan her ne varsa ondan uzaklaştıran bir ibadet olarak tarif edilir. Kötüyle insan arasındaki sınır da utanma duygusudur. Çünkü hayasızlık ve kötülük birlikte zikredilmiştir. İşte bu yüzden “hayâ” Efendimiz (s.a.v)’in bir hadisinde imanın şubelerinden biri olarak sayılır. Hatta bir başka hadiste bütün peygamberlerin çağrısından insanların zihninde kalan ortak özetin “Utanmazsan dilediğini yap.” anlayışı olduğu zikredilir.

Yerleşik düzen namazlı insandan rahatsız olur, çünkü namazlı insan hayata dair her ne varsa, namazı ona emreden gücün yani Allah’ın belirlediği sınırlarda yaşar ve bu yaşam anlayışını toplumsal yaşama dönüştürme yolunda adım adım ilerler. Bu durum toplumun ezilen, horlanan, sömürülen ve bundan rahatsız olan izzetlilerinin hemen dikkatini çeker ve yönelim bu yönde belirginleşir. Tabi ezen, horlayan, sömüren ve hiçbir ahlakî sınırı olamayan, yerleşik düzenin gücünden nemalananlar için de aynı durum geçerlidir. Onlar bu çağrının neler yapabileceğini fark edip hemen itiraza başlarlar. Çünkü vahiy onlara bir ayna tutmuştur ve bütün çarpıklıklar ortaya dökülmüştür.

Peki, namazlı olunmasına rağmen yerleşik düzen tıkır tıkır işliyorsa buna ne demeli derseniz. Dinde bunun da bir cevabı var! Maun suresinde “ Vay haline o namaz kılanların ki, Onlar namazlarının özünden uzaktırlar. Onlar halka gösteriş yaparlar. Hayra da engel olurlar.” (Maun, 4-6) buyurulur ve Efendimiz (s.a.v) de ahirette bunların namazının yüzlerine paçavra gibi çalınacağını zikreder.

Sonuç olarak: Namaz bizi toplumsal çarpıklıklara ilgili ve tepkili kılıyorsa, mazlumun, ezilenin, horlananın ve sömürülenin yanında olmaya götürüyorsa Şu‘ayb (a.s)’ın ve bütün peygamberlerin kıldığı namazdır. Gücün, ezenin, horlayanın ve sömürenin yanında olmaya ya da bu durumu umursamamaya götürüyorsa Maun suresinde yazıklar olsun denilenlerin namazıdır vesselam…

Ve Şu’ayb (as)’a kavminin son sözü: Dediler ki: “Ey Şu’ayb! Dediklerinin çoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda zayıf görüyoruz. Eğer kabilen olmasaydı, seni taşa tutardık. Zaten sen bizce itibarlı biri değilsin.” (Hud 91)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.