• Kırıkkale, Türkiye
  • 25/06/2022

“İnsanların eylem ve tepki tarzı belirli bir düşünme tarzına bağlı ve elbette düşünme de geleneğe bağlı.”
Michel Foucault
Türkiye’nin düşünme tarzı nedir? Sorusuna bir cevap aradığımızda birden fazla sonuca ulaşabiliriz ama bütün şıklardan tek bir merkeze ulaşmak istersek benim bulduğum merkez “Muhafazakârlık”tır.
Harita üzerinden bir Türkiye profili çıkarmak için birkaç bölümlük bir yazı hazırlama düşüncemi saklı tutarak; Hatay ve Artvin, Şırnak ve Tekirdağ, Erzurum ve İzmir, Mardin ve Kayseri… vb. şeklinde ikili eşleştirmeler üzerinden bir Türkiye bütününü aklımdan hiç çıkarmadan bu soruya cevap arayacağım.
Gelenek ve Din ekseninde bir yaşam tarzı geliştiren Anadolu insanı genel olarak Selçuklu’dan beri Osmanlı’da daha da belirgin olarak muhafazakâr ve devletçidir. Ancak dünyada yaşanan değişimlere paralel olarak 19. yy’da çeşitli düşünce tarzı arayışlarına girilmiş ve bu arayış genel olarak üç ana başlıkta belirginleşmiştir. Bunlar Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülüktür. Bir Osmanlı aydını olan Yusuf Akçura Üç Tarz-ı Siyaset adlı eserinde bu başlıklar altında Osmanlının kurtuluş reçetesi olabilecek düşünce arayışlarını tartışmıştır.
Fransız ihtilaliyle başlayan süreçle birlikte gelişen milliyetçiliğin tetiklediği ulus devlet modelinin Osmanlı’nın parçalanmasını hızlandırdığı gerçeğini göz önüne alırsak aslında arayışın neden üç şıkta toplandığını da anlamış oluruz.
Osmanlıcılık; Tarih ve devlet bilinci diri tutulursa Osmanlı en az küçülmeyle bu süreci atlatabilir mi?
İslamcılık: Gelişen milliyetçilik karşısında Osmanlı’nın çoğunluğunun dini olan İslam çatısı altında bu süreç en az zararla atlatılabilir mi?
Türkçülük: Dağılma ve küçülme kaçınılmaz ise Türkçülük Osmanlının kurucu unsuru olan Türk milletinin başının çaresine bakmasını sağlar mı? Burada kast edilen Türkçülük yelpazesi geniş bir kavramdır ki Cumhuriyet dönemiyle birlikte düşünüldüğünde bu daha net anlaşılır.
Genel olarak bu üç eğilimle özetlenebilecek olan düşünce biçimleri Türkiye’de hala etkisini korumaktadır. Hatta bunlar Türkiye’deki düşünme biçimlerinin ana damarladır diyebiliriz.
Osmanlıcılık çok zaman hamasetin, bazen milliyetçiliğin bazen de İslamcılığın vazgeçilmezi olarak zindeliğini korusa da uygulanabilirlik açısından bir geri dönüş projesi durumuna düşmüştür. Aynı zamanda ortaya atılıp tartışıldığı dönemdeki fonksiyonundan en hızlı uzaklaşmış olan alternatiftir. Zira artık korunması gereken bir Osmanlı kalmamıştır ortada. Eğer canlandırılacaksa da bu Osmanlıyı oluşturan milletler içinde bir ideoloji olarak hayat bulmasına bağlıdır ki bu bağlamda düşünce biçimi olarak Osmanlıcılık bir ideolojiye dönüşmemiştir.
İslamcılık çok zaman muhafazakârlık, bazen Osmanlıcılık, bazen de milliyetçikle içiçe bir görünümle Türkiye serüvenine devam etmektedir. Salt İslamcılık daha yalın olma arayışlarına rağmen çeşitli evirilmeler yaşıyor olsa da programlı ve ortak bir bütünlük yakalayamadığı için etkileşimlere açıktır. Bu da ortaya netliği olmayan bir ideoloji görüntüsü çıkarmaktadır. Dünyayı ve İslami dindarlığı doğru okuması durumunda bugün ve yarın adına üretken ve kuşatıcı olacağına inandığım Osmanlıcılıktan, muhafazakarlıktan ve milliyetçilikten ayrışmış bir İslamcılık benim bu üçlüde içinde olduğum ve kendi düşüncemi ifade ettiğim şıktır.
Türkçülük çok zaman ırk öncelikli, bazen Osmanlıcı, bazen de dindarlıkla iç içe olmuş bir ideoloji. Gerçi Osmanlı’da konuşulan Türkçülük henüz bir ideoloji değildir ama Cumhuriyete giden yolda mecburi istikamet olması ve Cumhuriyet döneminde de üzerinde önemle durulması Türkçülüğü hep diri tutmuştur. Dünya konjonktürü de bunu desteklemiştir. Zira dünyadaki kadim iki önemli ayrışmadan biri milliyet üzerindendir ve insanlık var oldukça da devam edecektir.
(Konu mecburen uzadı: Muhafazakârlığın merkeziliği ve bu üç başlık arasına sonradan katılan Kemalizm ve Marksizm bir başka yazıya kaldı.)

Yazar Profili

Mehmet Akkaya
Mehmet Akkaya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.