• Kırıkkale, Türkiye
  • 27/01/2022

              Güç bozar, mutlak güç mutlaka bozar.

              Gücünü ilminden, emeğinden, çabasından almayanlar ancak elde edebildikleri makamlar ile güç devşirmeye çalışırlar.

              Sorumluluk ve yetki mutlaka düzgün şekilde bağlantısı ayarlanması gereken kavramlar. Bir kişiye sorumluluk verip yetki vermez iseniz bu o kişi için bir zulüm olur. Asla verim alamaz ve bir kişinin hayatının mahvolması yanında işin de iyi gitmemesine neden olursunuz. Eğer bir kişiye yetki verip sorumluluk vermezseniz yine felaket olur. İşi hep başkaları yapar ve yetkiyi elinden bulunduranın şımarık davranmasının önü açılır.

              Gücün gerektirdiği sorumluluk vazifesini yapamayacaklara iş vermek o iş adına utanç verici olur. Eğer o iş devlet işi ise bunun adı ihanetten bir önceki adım olur. Bunu sürekli ve kayıtsızca yapmak ise hainliğin en açık şeklidir.

              Güce adeta tapınan bir toplum olunmasının nasıl engelleneceği hususu ayrı bir tartışma konusu olsa da dindar, insanlar arasında bu kadar güç merakının nereden geldiği ciddi bir çalışma gerektirir. Ehliyeti ve liyakati kendi tespit edip kendisi bunu uygun bulanların güç merakını anlamak çok zor değil. Cahil oldukça bildiği şeylerin sayısı artan kişiler için bu aslıda olmazsa olmaz bir konu. Hayatını ancak bu şekilde konforlu olarak sürdürebilirler. Ama dindarlık çabasında olanların sorumluluk hissinden uzak şekilde güce bu kadar meraklı olmaları aslında dinin de iyi anlaşılmadığının işareti sayılmaz mı.?

             Malumdur ki merdivenin 1. Basamağından düşseniz sırtınız ağrır. Orta basamaklardan düşseniz kolunuz kırılır. Merdivenin en üst basamağından düşseniz beyin kanaması ihtimali ile hastanelik olursunuz. Makamlar da benzer şekilde yükseldikçe ecri-fecri artacak bir durum. Ne kadar güç, makam, mevki, para o kadar mesuliyet. Mesuliyetini yerine getiremeyeceğin her türlü güç ve mal ise açıkçası ahiret huzursuzluğu sebebi.

             Çok açık olarak fazla elbisenin, geniş metrekareli evlerin hesabının sorulacağı bir inanç bütününde adli davranılmayacak makamın insanın başına bela olması kaçınılmaz.

             Eskiden “makam istenmez verilir” darb-ı meseli vardı. Burada birilerinin bahşetmesi değil başkalarının seni o makama layık görmesi kastedilirdi. Şimdilerde ise elde etmek için her fırıldağın çevrilebildiği, her türlü taklanın serbest olduğu bir ortamı yaşıyoruz. Bunların içerisinde en tehlikelisi de elde edeceği makam ya da paranın kendi hakkı olduğuna inanması da değil kanaatimce. Bunun ilahi bir vazife olduğuna inanması. Yani o makam ya da güç ya da paranın kendisinde olmasının inançlarını bir adım öteye taşıyacağına inanması hadiseye ilahi bir çerçeve katıyor. Dolayısı ile o makamı elde etmesi de bir inançsal vecibe oluyor.

            Kesilen koyunu dağıtıp dağıtmadığını sorduğu zevceleri Hz. Ayşe annemizin Peygambere:”-dağıttım ya Resulallah, bir kolu bize kaldı” demesine “-desene çoğu bize kaldı ya Ayşe” diye mukabelede bulunması aslında en çok da makamlar için geçerli sanki

            Bulunduğu makamı istişare ile idare etmeyi vazife bilmesi gerekirken her şeyi kendisinin bilgi ve görgüsü ile yöneten kişi zamanla bunun vazgeçilmez bir yöntem olduğunu kaçınılmaz olarak düşünecektir. Etrafında kendisin ikaz edebilen cesur yürekler de olmayınca zamanla bu konu sıradan bir mekanizma haline geliverecektir.

            Gücü dağıtmayı becerebilmek için de elbette bir mekanizma kurmak gerekiyor. Yani sadece tanıdığın, bildiğin kimseleri yetkilerinden bir kısmı ile şerefyab etmek değildir. Adem-i merkeziyetçi bir yaklaşımla mekanizmaların işler hale gelmesidir aslında aranan. Bunu da yasalarla, yönetmeliklerle, yönergelerle düzenlemek ve uygulamayı takip etmeyi bilmektir. Bu vesile ile ilerleyen zaman dilimlerinde bu mekanizmalar sıkıntısız ilerleyebilsin ve güç birilerinin elinde sopa olarak kullanılmasın. Buna cüret edenler de karşılarında kanunları bulsun.

            Teamül alışkanlıklarla, saygı ile, uygulama pratikleri ile yaşayan hukuk anlamına geliyor. Yazılı bir kural yok ama uygulama o kadar benimsenmiş ve verimli ki uygulayan da uygulanan da bu durumdan memnun. Gelecek nesillerin iyiliği herkesin önceliği durumunda. Sistemden kim çıksa aksama olmadan iyi uygulama devam edebilecek şekilde.

           Dini hayatta dünyaya ve dünya malına meyil hep kötü karşılanmış. Bunun sevgi şeklinde gönüle konulması ise adeta menedilmiş. Gönüle Yaradan sevgisi, yaratılan sevgisi koymak hep övülmüş. Tamah etmemek, hırsa kapılmamak hep öncelenmiş. Veren el alan elden üstün tutulmuş. Üzerinde olanla değil dağıtabildiğin, vakfedebildiğin, ölümsüz eserler bırakabildiğin kadarı ile şeref kazanılmış. Makam almamak için kaçan insanların hikâyeleri ile dolu tarih.

          Güce merakın artmasında en önemli husus başka şeylerin bu kadar insanı mutlu etmemesi mühimdir. Başka mutluluk kaynaklarını yaşatmadan gelecek nesillere güç ve paranın cazibesini azaltmak zor olacaktır. Başka hususlar konusunda mesela sanat, mesela spor, mesela müzik, mesela tabiat, mesela hayvanlar, mesela sivil toplum çalışmaları bunlar için biçilmiş kaftan mesabesindedir.

          Makamı elde etme hırsını anlattığımız çocuklarımıza bir hayvanın hayatını kurtarma keyfini veremezsek, bir ağacın büyümesindeki mucizeyi gösteremezsek nasıl başarı elde edilebilir ki! Duygularını sadece yiyip içip, eğlenerek, önünde eğilen insanları göstererek dizginlemek mümkün mü? Bunlar hiç gündeme gelmezse nasıl sanatın verdiği orijinallik ve duygu yoğunluğunu hissettirebiliriz ki!

         Herkesi anlamaya aklım yetiyor ama dindar olmaya gayret edenlerin makam, güç ve para hırslarını anlamakta zorlanıyorum. Dinin insana kazandırdığı olgunluk nereye gitti, bu yoz ve kaba anlayış nereden kazanıldı bilemiyorum.

         Muhabbetle kalınız…

Yazar Profili

Dr. Yavuz Han
Dr. Yavuz Han
Son Yazılar

One thought on “GÜCÜN KUDRETİ

  1. Dindar olmaya gayret edenler makam güç ve para hırsı içinde olmazlar.

    Dindar görünmeye kaydedilenler dersen başka,.

    Ben her ne kadar “dindar olmaya gayret edenler” diye yazmış olsam da, bu sözünü dindar görünmeye gayret edenler için söylediğini düşünüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.