• Kırıkkale, Türkiye
  • 27/01/2022

İnsan uygarlığının oluşmasında, en önemli itici gücün insani merak olduğunu söyleyebiliriz. İnsan/lık, kendisini içinde yaşar bulduğu dünya ve şartları, kendisinin diğer canlılara göre olan kısıtlılıkları, karşı karşıya kaldığı en sert gerçeklik olan ölüm ile yüzleşmesi, bunlara rağmen yaşamaya devam etmek için soru(n)larına cevaplar bulmaya çalışması bugünkü gelişme düzeyinin ana patikasını  oluşturuyor diyebiliyoruz. İnsan topluluklarının ilk dönemlerinde yaşamsal (yeme – içme, barınma, üreme, çevre koşullarından kendini koruma) ile ilgili zorunluluklar öncelikli ve ana problemleri iken, ilerleyen süreçte dilin geliş(tiril)mesinin etkisiyle yaşanarak edinilmiş bilginin paylaşılması, aktarılması ve küçük oranda olsa bile söylencelerle biriktirilmesiyle düşünsel zenginlik ve çözüm çeşitliliği sağlanmıştır. İlk çağlardaki basit düzeydeki meraklar ve cevaplar; gelişim sürecinde insanların,  kendisi, Dünyadaki yeri, çevresiyle ve birbirleriyle olan etkileşimleri gibi daha karmaşık  durumlar için derinleşmeye başlamıştır. İnsanlık merak(lar)ı  ve/veya aradığı cevapları bulma çabasında (bunların yönlendiricisi olan) sorular üzerinden ilerleyişini sürdürmüştür. İçinde yaşadığımız günümüz dünyasında insana ait diyebileceğimiz her şeyin, insan(lığ)ın meraklarını gidermek, cevaplar bulabilmek için üretebildiği sorulara borçlu olduğunu düşünüyorum. İnsan(lığ)ın  sorular ve sorulara karşılık  bulabildiği cevapların ise ilerlemenin yükseliş basamaklarını nasıl oluşturduğunu geçmişe doğru baktığımızda izlerinden gözlemleyebiliyoruz. Bunların bize, doğru soruları bulabilmenin ne kadar önemli ve değerli olduğunu gösterdiğini düşünüyorum.

Söylediğimi somutlaştırmak için  Türkiye’nin beraberce içinde  yaşadığımız çalkantılı ekonomik döneminden bazı veriler için üretilen sorular, cevaplar ve söylemler üzerinden anlatmaya çalışayım.

Soru: Döviz/ler  neden yükseliyor? Sorunun bu şekilde sorulması ülkeyi yönetenlerin  yetki, etki ve kontrolü dışında bir şey/durum  olduğunu zimmi olarak işaret ediyor…

İktidar ve taraftarları soruyu cevaplarken; Dış güçler, Pandemi, diğer ülkelerdeki ekonomik sıkıntılar, faiz lobisi, vb söylemi ile kendilerinde eksikliğin olmadığını ve sorunun kaynağının dışarıda olduğunu, mağduriyet yaşadıkları iddialarıyla  siyasi bir bloklaşama ve pozisyon korumaya çalışıyorlar.

Muhalefet ve taraftarları ise;  Gerçekçi olmayan (TUİK) enflasyon rakamları, Negatif Faiz, MB rezervlerinin çarçur edilerek elinin zayıflatılması, Türkiye’nin Temel ekonomik sorunları vb. söylemi ile iktidar bloğunun ekonomi ve diğer konularda yönetim zafiyeti içinde olduğunu söylüyorlar. Buradan iktidarı sıkıştırarak siyasi üstünlük kazanmaya çalışıyorlar.

Aynı gerçekliğe soruyu değiştirerek:  TL neden değer kaybediyor?  diye sorduğumuzda ise zimmi olarak bambaşka bir yerden konuşmaya başlayabiliyoruz. Bir ülkenin; insanı, vatanı, bayrağı gibi parası da varoluşsal değeridir. Bu düşünce gerek iktidarlara, gerek muhalefetlere, gerekse bundan menfaat sağlayanlara ve/veya sağlamaya çalışanlara da bambaşka sorumluluklar yüklediğini düşünüyorum. Omuzlarına yük almak istemeyenlerin ise aynı şablon içinden ve sorumluluk almadan laf üretim merkezi olarak …….mış gibi yapmaya devam ettiklerini gözlemliyor ve değerlendiriyorum.

Diğer bir soru ise: Tüketim ürünleri(mal ve hizmet) fiyatlarının neden artıyor? ; üzerinden devam ediyor. Güncel olarak tarafların cevaplarını, belirli çevreleri suçlamalarını, çözüm önerisi olarak ortaya koydukları yol ve yöntemleri farklı kaynaklardan okuyoruz. Bunları özetlemeye çalışarak ve eleştirel bir değerlendirmesini yaparak sizin zamanınızı almak istemiyorum, tek başına bir yazı konusu olarak ilerleyen zamanda ele alınabileceğini düşünüyorum. Bu konuda da sorunun yanlış yerden sorulduğunu düşünüyorum. Soruyu değiştirerek sormaya ve bu sorunun doğuracağı yeni soruları örneklendirerek sonlandırayım.

– Gelirlerimiz aynı harcamaları (refah payı dahil edilmeden) yapabilecek kadar neden artmıyor?

– Gelirleri refah artış sağlayacak kadar veya çok daha fazla artan kimlerdir?

– Gelirleri harcamalarını karşılayamayacak kadar artmayanların sayısı artıyor mu? azalıyor mu?

– Kimler fakirleşiyor?

– Kimler zenginleşiyor?

– Kimlerin zengin ve fakir olacağını belirleyenler/etkileyenler var mı? sorularını art arda ekleyebiliriz.

Karşımızdaki gerçekliğe farklı açıdan, seviyeden, pencereden görebilmek için, soruları da bambaşka yerlerden sorabilmemiz gerekiyor.İçinde yaşadığımız iletişim bombardımanın etkileri ile toplumu etkileme gücü olanların ve yığınların, bizleri belirli düşünce koridorlarına sıkıştırmalarına ve buralardan düşünmemizi dayatmalarına kapılmamak/teslim olmamak zorundayız. Bunu yapabilmek için  en önemli  panzehirinin ise “açık fikirle yeni ve doğru soruları bulmak, korkmadan doğru soruları sormak ve bunun değerini kavrayabilmek” diye düşünüyorum.

Çünkü bilmeliyiz ki; sorular değişirse cevaplarda değişir, cevaplar değişirse etkileşimde olduğu ‘her şey’ değişir…

Selamlar, saygılar….

Not: İki yazının bu kadar uzun aralıklı olmasını planlamamıştım. Ailemde sağlık sorunu yaşayanlar oldu ve önceliklerim değişti, hoş görünüze sığınarak arayı açmış oldum. Bu dönemde Türkiye’nin sağlık sisteminin güncel durumu hakkında başlı başına bir yazı yazacak kadar deneyim sahibi oldum.

Yazar Profili

Hasan Alayoğlu
Son Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.