• Kırıkkale, Türkiye
  • 26/09/2022

Marksizm, bir iktisatçı ve filozof olan Karl Marx’ın sanayi devrimi sonrasında iktisadi olarak kapitalizmi çözümlemesi ve değerlendirmesiyle ortaya çıkmıştır. Fikri ve ideolojik temelinde Hegel diyalektiğinin belirgin katkısı olmuştur. Bu bütünleşmeyle birlikte ortaya bir ideoloji olarak Marksizm çıkmıştır.
Sermaye emek ikilisi üzerinden hem kapitalizmi hem de dünya tarihini diyalektik-materyalist bir bakışla okuyup ortaya devrimci bir ideoloji çıkaran Marx, kapitalizmin sömürdüğü işçi sınıfının bu sömürü sürecinin sonunda kendiliğinden bir devrim yapacağını ve mülkiyetin devlete ait olduğu eşitlik üzerine kurulu bir düzenin ortaya çıkacağını öngörüyordu. Fakat bu böyle olmadı, Lenin’in Rusya’sında köylüler üzerinden gerçekleşen devrim Mao’nun Çin’inde daha kültürel temelli ve özgün olarak ortaya çıktı. Bu farklılıklar sonraları Türkiye Marksistlerinde fraksiyonlar olarak vücut bulacaktı.
Türkiye’de 1920’ lerde kurulan/kurdurulan TKP’nin (Türkiye Komünist Partisi) (kurdurulan diyorum çünkü Atatürk devrim sonrası Rusya ile ilişkileri düşünerek TKP’yi kurdurmuştu) serüvenine girmeden, 1960’larla Türkiye’de Marksizm’in belirginleşmesi sonrasına denk gelen dönem üzerinden bir değerlendirme yapmak maksadımız açısından daha uygun olacaktır.
Rusya’nın iki süper güçlü dünyanın (ABD-RUSYA) bir kanadı olması hasebiyle ABD karşısında bir Doğu Blok’u oluşturmasıyla birlikte sınır olduğu ya da ABD karşısında stratejik bir pozisyon gerekliliği üzerinden Komünist rejim ihracı çalışmalarının da etkisiyle Türkiye’de Marksizm yeşermeye başlamıştır.
1960’larda TİP (Türkiye İşçi partisi) ve Yön Dergisi devrimci Marksist düşüncenin yoğunlaştığı iki ana oluşumdur. 1965’li yıllarda Yön çevresinin belki de anti emperyalist-Kemalist-Milliyetçi bir düşünceyle CHP içinde çalışmalar başlatması Marksist düşünceyle CHP ilişkisinin başlangıcını oluşturdu. Türkiye’de ortaya çıkan onlarca sol politik örgütlenmenin ideolojik ve teorik temelleri esas olarak 1961-71 dönemindeki tartışmalar içinde oluşmuştur.
Daha çok devrim merkezli başlayan bu süreç düşünsel yönü itibariyle de devrime odaklanmıştır. Düşünsel olarak Türkiye’nin kapitalizmle ilişkisi, emeğin sömürülmesi, işçinin kendine yabancılaşması, insanın nesneleşmesi, meta fetişizmi, sendikal hak arayışları gibi birçok mesele Türkiye gündemine sokulabilseydi belki düşünce dünyamıza önemli katkılar sağlayabilirdi ve bugün eklemlisi olduğumuz kapitalist dünya düzeninden toplum olarak daha az tahribat görmüş olabilirdik. Zira kapitalizme karşı yapılmış en köklü eleştiri ve çözümleme Marx’a aittir ve hala düşünce dünyasında Eleştirel-Çatışmacı yaklaşım adıyla birçok düşünür ve akademisyen bu ekolde çalışmalar yapmakta ve eserler vermektedir.
Bugün kapitalizm şekilden şekile geçmekte ve değişimler yaşamaktadır, mesela Marx’ın proletaryası (işçi sınıfı) sendika kurma, grev yapma, ücret artışları, daha az çalışma, daha çok dinlenme… gibi haklar verilerek Kapitalizm eliyle görece geliri ve konforu arttırılıp etkisizleştirilmiştir. Günümüzde üretim ekonomisi büyük oranda yerini tüketim ekonomisine bırakmıştır. Hatta ortada bir mal ya da meta yokken bile sanal üzerinden pazar ve sömürü araçları ortaya çıkmıştır. Dünyada bu konularda kafa yoran Marksist düşünürler hala vardır ve oldukça da etkilidir.
Türkiye’de daha çok devrim yapma ideali üzerinde yoğunlaşan Marksistler çeşitli örgütler kurmak suretiyle terörize olmuşlar ve topluma fikri katkı sağlamaktan ziyade toplumla aralarına uçurumlar oluşturmuşlardır. Dev-Sol, Dev-Yol, DHCKP ve PKK bunların en bilinenleridir. Bu sürece 1970’lerde başlayan ve 1980 ihtilali ile son bulan dönemi de eklediğimizde ortaya daha derin uçurumlar çıkmıştır.
CHP içinde daha ılımlı bir sol ya da bir başka deyişle Sosyal Demokratlık daha geniş yer bulmuş olsa da 1965-1980 arası bir kısım Marksistler de kendini CHP içinde konumlandırmıştır. Aslında bence bir merkez partisi olan CHP bu süreçte sola yaklaşmıştır ama bugün ki Politika arayışlarına baktığımızda bir nevi merkeze tekrar dönme çabası gösterdiği söylenebilir. Bugün marjinal sol (Marksist) çeşitli partilerde örgütlenmiş bulunmakta ve hala militarist-terörize bir dille yoluna devam etmekteler. Yakınlaşma hamleleri ise artık CHP’ye değil, HDP ve önceki türevlerinedir.
Türkiye’de fikri planda ciddi çalışmalar yapan isimler hala vardır. Bu isimlerin çalışmaları daha çok Marksizm’in genel problemleri ve yeni gelişen ve değişen durumlara karşı Marksist yaklaşımlar geliştirme yönlüdür.
Sonuç olarak: Türkiye’de Marksizm düşünsel anlamda eleştirel ama çatışmacı olmayan bir yaklaşımla toplumsal anlam dünyasına girebilecek bir dil geliştirilebilseydi belki kapitalizmi tanıma ve tahrip gücünü anlama yönünde topluma önemli katkılar sağlayabilirdi. Ama terörize oluşu bunu kısa vadede imkansız kılmıştır vesselam.

Not: Daha detaylı ve içeriden bir süreç okuması için linkteki yazı okunabilir.
https://marksist.net/MT/Marksizm_ve_turk_solu.htm

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.