• Kırıkkale, Türkiye
  • 27/01/2022

“Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.” Fizyokratların ortaya attığı bu slogan Liberalizmin özetidir. Ekonomik anlamda serbest piyasayı savunan, siyasal olarak bireyi esas alan ve devleti birey lehine sınırlayan görüştür. Kuvvetler ayrılığı ilkesi de bununla ilişkilidir.
ANAP’ın serbest piyasa söylemi liberal politikaların en bilinen sloganıydı. Bu dönem; kuyruklara girerek ya da karaborsadan (el altından) mal temini döneminden sonra her şeye kolayca ulaşılan dönemin başlangıcı olarak bilinen ama siyasal ve toplumsal yansımalara gelenekçi bir bakışla “toplum bozuldu canım” gibi yaşlılık refleksiyle yaklaşılan dönemdir.
Dindarların kar-zarar hesabı üzerinden baktığı dönemde değişimin tetikleyicisi Liberal politikaların ta kendisiydi. “Neler oluyor?”un cevabının Liberalizmin içinde aranması gerekirken, kazanımların (!) memnuniyeti yeterli görülmüştür. Oysa sorulması gereken onlarca sorusu olmalıydı bu insanların.
-Toplumsal yansımaları neler olabilir/oldu?
-Buna karşı yapılabilecekler nelerdir?
Gibi iki temel sorudan hareketle bir liberalizm çözümlemesi yapmak yerine dindar gurupların yaklaşımı:
-Biz ne kadar nefes aldık?
-Ne tür kazanımlar elde ettik/edebiliriz? şeklinde oldu.
Neoliberalizm, ekonomi temelli olarak gelişen siyasal bir ideolojidir. Neoliberal düşünce, devletin piyasaya olan müdahalesini minimum düzeye indirmeye hedeflerken deregülasyon (kuralsızlık) teorisi ile de özel sermayeye her türlü imkânın sağlanmasını hedeflemektedir. Ayrıca esnek çalışma modeline dayanan yapısıyla Prekaryanın (sosyolojide korunmasız isçi ve işsizlerin oluşturduğu sosyal tabakayı tanımlayan kavram) ortaya çıkmasını sağlayan ve emeğin sömürüsünü daha da artıran bir modelidir. Siyasi ve toplumsal yansımaları ise, dışa açık hale gelen ve kırılganlaşan ekonomik yapıyla birlikte toplumun bireyleşmesinin tavan yapması ve doğal olarak birçok toplumsal yapının (Örn:Aile) dejenere olmakla kalmayıp dağılması hatta yok olması şeklinde olmaktadır.
Ak Parti’nin ekonomi yönetimi ve özelleştirme karnesi de Neoliberal temellidir. Çünkü çok uluslu şirketlerle yönetilmeye evrilen dünyada gelişmekte olan ülkelerin önüne konulan ve uygulanması istenen de budur. 2000-2021 Türkiye’sinin ekonomik, siyasi ve toplumsal okumasını yaptığımızda ortaya çıkan sonuç da budur.
Dindarlar bu süreci de kar-zarar hesabı üzerinden okudular ve özellikle askeri vesayetin ortadan kalkması ile ortaya çıkan ferahlamayla, tabiri caizse, işte bizim dönem başladı psikolojisine kapıldılar. Ak Parti kadrolarının çoğunluğunun dindarlara dâhil insanlardan oluşması bunu daha da güçlü kıldı.

Dindarlar ANAP’lı liberal dönemde ne yaptılarsa aynısını hatta tamamen politize olmak pahasına daha fazlasını Ak Partili neoliberal dönemde de yapmaktan geri durmadılar. Toplumsal çöküş diyebileceğimiz boyutta yaşanan birçok şeye yine gelenekçi bir yaklaşımla yaşlı öykünmesi şeklinde tepki vermeye devam ettiler.

Her iki dönemde de fark edilmeyen şey şuydu:

  1. yy dan beri dünyada belirleyici güç teknoloji destekli kapitalist ekonomi olmuştur ve birçok şeyin değeri/ederi artık ekonomiyle ölçülmeye başlanmıştır.
    Ekonomik gücü elinde bulunduranların (devlet ya da çok uluslu şirket) aldığı/alacağı kararlar artık tüm dünyayı etkilemekte ve bu etkinin hızı da giderek artmaktadır. Dolayısıyla ekonomik evirilmeleri doğru okuyamayanlar öykünme yoluyla kendilerini aklamaya çalışmakla boşa kürek çekmiş olmaktalar.
    Üretim ekonomisinden tüketim ekonomisine kayan dünya, artık sanal ekonomiye yelken açmış durumda. Ne alaka derseniz: Bizim ne olduğunu anlamadığımız bu sanal, neslimizin içinde yaşadığı dünyadır. Unutmayalım ki “Arap Baharı” denen ve koca bir coğrafyanın hala kan revan içinde olduğu furya sanal temelliydi. Bundan sonra olası savrulma ve değişimlerin belirleyicisi de sanal olacak gibi görünüyor vesselam.

(İslamcılar açısından sanalla yaşanan değişimi zaman/mekân temelinde yeni bir anlamlandırmayla okumak daha makul bir çözüm zemini oluşturma açısından en uygun yol gibi görünüyor.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.