• Kırıkkale, Türkiye
  • 27/05/2022

Modern dönemde dinler, bu dönemin temel yaklaşımına uygun biçimde kendisine layık görülen alana itildi. Hala da bu alanda geliştirdiği savunmacı ve tutucu reflekslerle yoluna devam ediyor.

Modern ilimlerin ve bilimsel çalışmaların ortaya koyduğu somut gelişmelerden güç alan modernizm kendini tüm dünyaya hâkim olabilecek bir paradigma olarak tanımladı (19.yy) ve tüm dünyayı kuşatabilecek bir gücü kendinde gördü. Artık dünyanın nasıl algılanacağından, tarihin nasıl okunacağı, ülkelerin nasıl tasnif edileceği, gelişmenin ve geri kalmışlığın nasıl tanımlanacağına kadar geniş bir yelpazede tek başına belirleyici olma yolunda hızla ilerliyordu. Hatta kendi dışındaki herkese kendini nasıl tanımlaması gerektiğini empoze edecek kadar da ileri gidiyordu. Maalesef dediğini de yaptı. Artık hepimiz makinaların karşısında küçülüyor ve güçsüzleşiyorduk. Zira güç makinadaydı ve makinayı icat eden ve bu imkânı elinde bulunduranlar her istediklerini yapabilirlerdi. Aslında bizim topraklarımızda olan ama onların değer biçtiği ve değerlendirebildiği her şeyi bizi çalıştırarak ortaya çıkartıp kendileri için bir değere dönüştürüyorlar ve bizim onlara muhtaçlığımız algısını da yerleştirip gidiyorlardı. (20.yy)

Dinler artık kendileri için tanımlanan alana sıkıştırılmış ve geçmiş mirasından kalanlarla yoluna devam ediyordu. Dindarlar ise bu duruma dair bilinçli bir eleştirel yaklaşım geliştirmedikleri gibi bu yaklaşımın imasına dahi tahammül edemez haldeydi. Elbette dinlerin olmazsa olmazları vardır ve bunlar hiçbir surette değiştirilemez, üzerinde yıpratıcı tartışmalar yapılamaz. Ancak dindarlığın şu an içinde bulunduğu alanın kendi tercihi değil de mecburen itildiği bir alan olduğu gerçeğini görmeyerek ya da görmezden gelerek yaşanan ve ağır bir kuşak çatışmasına sebep olan bu durumdan duyulan rahatsızlığın boyutu daha önce hiç olmadığı kadar ciddi bir haldedir. Çözüme dair düşünme yaklaşımında ise suçlayıcı bir dille toplumu ya da nesli öne sürmeleri bir kaçıştan başka bir şey değildir. Güç tazelemek için sürdürdükleri tartışmalar/kavgalar ise tarihin derinliklerinde o günün güncel siyasetinin ve ilim geleneğinin etkisiyle ortaya çıkmış ve hiçbir çözüme/sonuca kavuşturulamamış meselelerdir. Bu meseleler üzerinden kendilerini konumlandırmak suretiyle de “hak ve hakikatin tam göbeğindeyiz” yapay tatminini her an yaşama fırsatı bulmaktalar. Bir de bütün bunların yanı sıra coğrafyalarının modernizmin tasnifinde az gelişmiş ya da Üçüncü Dünya Ülkeleri listesinde olması onları daha da içinden çıkılmaz bir duruma sürüklemektedir.

Sonuç olarak demem o ki; Modernizmin tanımladığı biz algısından kurtulup, kendimizi merkeze koyarak yapacağımız bir tarih ve güncel okuması bize problemlerimizi ve neler yapabilirizi görebilmemiz ve hem çok daha sahici hem de kalıcı çözümler üretebilmemiz adına önemli katkılar sağlayacaktır vesselam.

Yazar Profili

Mehmet Akkaya
Mehmet Akkaya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.