• Kırıkkale, Türkiye
  • 07/10/2022

Kırıkkale’m…

Plaka kodu, coğrafi sınırları yıllar önce çizilmiş olmasına rağmen bir türlü şehirleşmesini tamamlayamamış Kırıkkale’m…

Başkente ses mesafesinde, bürokrasinin dibinde, siyasetin merkezinde; Bakan evlatlar yetiştirdiği halde öksüz kalmış Kırıkkale’m…

Bütün handikaplarına rağmen doğduğum yetiştiğim, Fizan’a gitsem de çocuklarımı emanet ettiğim, vatan millet derdiyle siyasetin girdabında haşr olduğum zamanlarda dahi menzilimden şaşmadığım, sevdam Kırıkkale’m.

Benim gibi kendini “milliyetçi, muhafazakar, gelenekçi ve devletçi” olarak ifade edenler için, memleketi önemlidir. Zira top oynadığı, bisiklete bindiği sevinçlerini hüzünlerini sığdırdığı sokakları sevmeyen birinin vatanını sevmesi mümkün değildir. Dönüp dolaşıp memlekete dönmem, tek sermayem kalem ve kelamımı memleketin hayrına yormaya gayretimin, zerre miskal şehre zararı olanlarla verdiğim kavganın da yegane sebebidir bu sevgi.

Malumunuz üzere Devlet-i Ebed Müddet şiarıyla var olmaya çalıştığım siyasetin kaygan zemininde, hiçbir zaman güce boyun eğen, dönemin şartlarına, rüzgarın yönüne göre pozisyon alan bir siyasetçi olmadım. Kişisel menfaatleri doğrultusunda yazan, gündemin algı oyunları içinde operasyonel bir gazeteci olmadığım gibi.

Kırıkkale Haber Ajansı’nın kuruluşuyla eş zamanlı şehre yeni bir Vali atandığı haberi düştü bütün yayın organlarına. Herkes haberi geçerken, ben sadece gülümsemek ve düşünmekle yetindim. Yaşım gereği şehre gelen pek çok Vali’yi ismen ve resmen bilirim. Kırıkkale’ye Vali olarak atanmak pek çok bürokrat için sadece basamaktır. Hele hele günümüzde “partili bürokrat” kavramının siyasetin merkezine oturduğu, sadakatin liyakata tercih edildiği bir konjonktürü düşündüğümüz zaman anlatmaya çalıştığım şey daha iyi anlaşılacaktır.

Bir düşünün kimler geldi, kimler nerelere gitti bu şehirden. Küçücük şehirde tribüne siyasetçilerden daha iyi oynayarak bazen Milletvekili mi, Vali mi diye kendi bilen herkesin sorgulaması gerektiğini düşündüğüm, Devletin temsil makamını hafifleten profilleri, sözüm ona nice “efsaneleri” hatırlayınca içim yanmıyor değil.

Oysa Devlet; bütün siyasi kargaşanın savrulmanın dışında duran ve durmak zorunda olan, vatanın bölünmez bütünlüğüne kastedenlerin haricinde herkesi eşit oranda kuşatan, hepimizin kendini kayıtsız şartsız güvende hissedeceği çatıdır. Kim ki bu çatının kiremitlerine, iskeletine zarar verir işte o gün kısa vadede olmasa bile uzun vadede vatan tehlike altındadır.

Velhasılı Vali Bey’in geldiği hafta bir fotoğraf ilişti gözüme. (Uzmanlık alanım gereği olsa gerek “tanıtım medya” alanında kullanılan fotoğraflar ve tercih edilen kelimelere bakınca makam sahibinin, makama ne kadar sahip olduğunu ölçebiliyorum naçizane.)  Herkesin sözbirliği etmişçesine aynı yöne baktığı bahse konu fotoğrafta, bir tek bizim Yeni Vali farklı bir tarafa bakıyordu. Bu ayrıntı dikkatimi çekince daha yakından incelemeye başladım paylaşılan fotoğrafları. Kabulleri, davetleri, ziyaretleri derken sonunda farkı tespit ettiğim için kendimce savaş kazanmış komutan misali çok mutlu oldum.

Niye mi?

Belki de herkesten önce fark ettiğimi düşündüğüm o fark, önümüzdeki günlerde şehrimde ciddi farklar oluşturacak. O farkın içeriğine gelince; yeni Valimiz Sayın Bülent Tekbıyıkoğlu sergilediği “duruş” ile şehirlerdeki Devletin temsil makamını olması gereken yere şimdiden çekmiş vaziyette. Fakirin babası, düşenin dostu, ezilenin sırtını yasladığı dağ, istikametinden taviz vermeyen, hedefleri ve vizyonu olan babacan olduğu kadar ilkeli bir profil var karşımızda. Düşününki tam Devlet gibi. Bunları söylemek için erken olduğunu, Vali Bey’e şirinlik ve iltifat olsun diye yazdığımı düşünenlere ise cevabım net! Ben 24 yıllık siyasi hayatım ve 43 yıllık ömrümde ilk kez Valilik Makamından randevu istedim. Sizce yanılıyor olabilir miyim?

Umarım geç bulup erken kaybetmeyiz. Bu şehir sizin dönemizde şehirleşebilir, benim buna inancım tam ve tekraren hoş geldiniz Vali bey …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.