• Kırıkkale, Türkiye
  • 26/09/2022

İktidar ve Benlik söyleşisinde dört egemenlik tipinden bahseder, Michel Foucault. 

Bunlardan bir tanesi: Bireylerin hareket tarzını belirleyen ve onları belirli sonlara ya da egemenliğe boyun eğdiren, özneyi nesneleştiren iktidar teknolojileridir.

Özne: Yapan, eden, yüklemin bildirdiği eylemi gerçekleştirendir. İnsan için düşünerek, karar vererek yapan/tercih eden gibi kendi kendine var olabilme durumudur.

Nesne: Öznenin, kişinin dışında kalan, dış dünyanın bir parçası olarak bilincin karşısında duran her konu, her şeydir.

İktidarı sadece devlet düzeyinde ele almak bütünü sınırlamak olur. Bu yüzden insanı tesir altına alan ve hemen akabinde şekillendirmeye başlayan her güç bu kapsamın içinde düşünülmelidir. Bu bazen kişi olur, bazen örgütlü bir topluluk olur, hatta bazen insanın kendisi olur.

Peki, doğal insani gelişimi ve etkileşimi nesneleşmekten nasıl ayıracağız? 

Çocuğun ebeveynle kurduğu ilişki de böyle değil midir? 

Ya da sevgiyle bağlandığımız insanlarla kurduğumuz ilişki?

İnsanı diğer canlılardan ve her şeyden ayrı kılan en temel özelliği akledebilmesidir. Aklı faal olan insanın aynı zamanda özne olma hali de faaldir. Ne zaman ki akletmekten vazgeçip bir güce teslim olur işte o zaman önce durağanlaşır sonra nesneleşir.

Çocukların, doğumdan başlayan ve akıl baliğ oldukları döneme kadar yaşadıkları süreci gözlemlediğimizde; kendi kendine yapabilme potansiyeli ortaya çıktıkça ya dabilme/yapma anlamında anne-babaya olan muhtaçlığı azaldıkça kendi şahsiyetiyle yükselip var olduklarını yani özneleştiklerini görürüz. Özneleştikleri için de akıl baliğ olmak diye bir tanımlama kullanırız. Yani artık aklını kendi başına kullanabilme çağına gelmiştir der ve onun tek başına birçok şeye muhatap olabileceğini ilan etmiş oluruz.

İslam inancı ve vahiy, kişiyi akletmez misiniz ısrarıyla salimakla ulaştırıp özgün bir özneye dönüştürme sürecini imanın kalbe yerleşmesi olarak tanımlar. Müslüman-Mümin ayrımı yaparak da bunu ortaya koyar. Bu yüzden İslam’da din adamları diye özel bir sınıf yoktur. Evet, İslam’da âlimlervardır, ancak onlarla kurulan ilişki de çocuğun anne-babayla kurduğu ilişki gibidir. Yani öğrenme ve akletme şarttır ve süreklidir (beşikten mezara kadar ilim öğrenmek farzdır). Aklederek özne olma hali belirginleştikçe âlimlerle kurulan ilişki zayıflar ve kul olma hali özgünleşir.

Tasavvuf bunu biraz farklı ele alır ve özne olmayı erme haliyle eşleştirir. Dünya ile ilişki durumuna göre kimisi için bu; Allah’a vasıl olma haline kadar devam edecek olan bir süreçtir, kimisi için ise insan-ı kâmil olma durumu artık özne olmuşluktur. Her iki durumda da özne olma haline kadar nesne olmayı kayıtsız şartsız bir kabulleniş durumu ortaya çıkmaktadır. Tam da bu yüzden Tasavvufa İslam dışından karışmış bazı şeyler var mıdır? varsa kaynakları nelerdir? konusunda tartışmalar kesintisiz sürmektedir.

Siyasi bir güç olan iktidarların ya da otoriter bir güce dönüşen cemaat, örgüt, partilerin vb. taraftarlarını nesneleştirmesi ise kendileri için daha tercih edilen bir durumdur. Çünkü nesneleştirmek demek idaresi ve yönlendirmesi daha kolay bir hale getirmek demektir. Bu kişilerin özneleşme konusunda dışardan yapılacak telkinlere kapalı tutulmasının yolu da onlara korku aşılamaktır. Bu korkunun oluşması için de nesne olma durumunu öven/kutsayan telkinlere aralıksız devam edilir. Genel anlamda Althusser’in ideolojik aygıtlarına benzer mekanizmalar sürekli devrede tutulur ve işletilir.

Hâkim durumda olan profesyonel -üzerinde titizlikle çalışılmış- ekonomik ve siyasi izmlerin dünya üzerinde uygulamaya çalıştıkları ve güncel anlamda başarılı da oldukları durum tam da budur. Bunun en görünen hali ise cep telefonu ekranlarından herkese ulaştırılan ve bir ölçüde nüfuz etmiş olan yönlendirici etkilerdir. Bu etkiler ile belirgin bir şekilde insanın özneliği kısırlaştırılmaktadır. Demem o ki; aşı yoluyla kimseye çip takmaya gerek yok. Zaten ekranlara kilitlenen bakışlar üzerinden her türlü nesneleştirme ve kontrol sağlanmaktadır.

Özneliği kaybolmuş insanların dünyasında özne olarak yaşamanın ürkütücü yalnızlığını tahmin bile edemiyorum. Ancak nesneleşmiş yanlarımla yüzleşme çabasına inatla devam edeceğimi biliyorum. Bunu da herkese tavsiye ederim, vesselam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.