• Kırıkkale, Türkiye
  • 27/05/2022

Vesayetçi zihniyetin ülkenin tek sahibi olduğu halüsinasyonuyla işgüzarlığa soyunduğu tanımlanması zor gün! Post-modern darbe oluşu da bu zorluktan kaynaklanıyor. Post ön eki -den sonra anlamına geliyor. Sonrasına eklenen en azından tanımlanmıştır ama bu eki alan için tanımlama yapmak biraz zordur. Alışılmışın/bilinenin dışında gibi bir şey aslında.

Tanımlayamadığımız her şey içinde belirsizlik barındırır. 28 Şubat bu belirsizliği fazlasıyla barındırdı. Başı çekenler bin yıl sürecek dedi. Sözde özgürlük yanlısı kalemşörler gücün yanında durup nemalanma yarışına girdi. “Özgür basın” mensupları kapalı salonlarda toplu halde darbeye sadakat yeminleri ederek güce tapınıp güçten nemalanma derdine düştü.

“Hizmetin Hoca efendisi” vesayete davet çağrıları yapmaktan utanmadı. Dönemin mağduriyetinden güç toplayan siyasiler ise sonraları bu davetçilere övgüler düzmekten geri durmadı. Mağdurlara ağabeylik yapması gereken kimi alçaklar o günkü mağduriyetleri kendileri lehine çevirmek için türlü türlü alçaklıklara soyundu. O “ağabeyler” şimdilerde “müteahhitlik” yapıyorlar alçaklıktan biriktirdikleri sermayeleriyle.

İkna odalarının mimarlarını, işkencecilerini ve cellatlarını “Cumhuriyet Muhafızlığı” görevi bilinciyle saflarında meclise taşımaktan geri durmayanlar ise şimdilerde “helalleşme” projeleriyle siyaset yapıyorlar.

Gün oldu, gün geçti. Her geçen gibi izini bırakmaktan da geri durmadı 28 Şubat.

Okulundan, işinden olanlar, ordudan atılanlar, sonraları psikolojik destek almak zorunda kalanlar ve daha birçok mağdurun hayatına kazıdığı izlerle her yıl hatırlanır ve anılır oldu 28 Şubat. Her geçmişte kalan gibi en çokta orta yerinde duranların acısını büyütmekten geri durmadı 28 Şubat. Zira mağdur savrulduğu yerden bakar sonuçlara. Çalınan hayatına, itildiği yerden yani bir başka yerden devam etmek zorundadır artık. Ve kendisinden çalınanları tanımlama ihtimali ancak zanna kalmıştır. Yani en çok da gerçeği elinden alınmıştır bir başka gerçeğe mecbur edilerek.

Annelerinden Üniversite kapılarında gözyaşlarıyla mağduriyetlerini dinlediğimiz hayalleri çalınmış gençler şimdi 40’lı yaşlarda ve yaralanmış ruhlarıyla devam ediyorlar yeni hayatlarına, yeni hayallerine tutunmaya çalışarak. Çocuklarına anlatacak hikâyelerinin ağır yükünü suskunluklarına gömüp “öyle işte”lerle kaçırıyorlar çocuklarından hikâyelerinin acı yüzünü.

Elbette en ağır yükünü taşıyanlardan biri olan dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan’dan, namlusunu millete çeviren tanka selam durmam diyen Muhsin Yazıcıoğlu’na, kaleminin namusunu korkusuzca koruyan (sonraları Yiğit Bulut’a feda edilerek bazı 28 Şubat mağdurluğu siyaseti yapmaktan geri durmayan zihniyet mensupları tarafından kalemi susturulan) Gülay Göktürk ve bir elin parmağını geçmeyecek olan saygın gazetecilere kadar, Hakkın ve Hakikatin safında duranları da şükranla yâd etmeyi unutmamalıyız. Onlar birçoğunun korkudan sindiği, kimilerinin fırsata çevirip nemalanma peşine düştüğü günde Eyvallahsız bir duruş sergileyerek insanların gönlüne ferahlık serptiler. Zor zamanda zor olanı konuştular ve şereflerine şeref kattılar.

İnsan için (suçluluğu sabit olma durumu hariç) özgür ve insanca yaşama hakkını elinden alan her girişim zulümdür. Zulüm ancak tarafgirlikle gölgelenir veya yok sayılır. Bu tarafgirlik kimi zaman korkuyla, kimi zaman sevgiyle kimi zaman da güçten faydalanma isteğiyle olur. Ancak duygularımıza kapılmadan adil olmak ve zalimlerden yana olmamak hatta zalime meyletmemek ilahi bir emirdir ve zıddı ateşte olma sebebi olarak geçer ayette.

Velhasıl; Zalimler için yaşasın cehennem!

Yazar Profili

Mehmet Akkaya
Mehmet Akkaya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.