• Kırıkkale, Türkiye
  • 27/05/2022

“Her tanım politik bir eylemdir.” (Hannah Arendt)

Toplum tarafından kabul edilebilir, makul, doğru hatta bazen mükemmel bulunması istenen her ne varsa bunun bir adı, bir işlevi, bir geçerliliği olmalıdır. İnsanların bir kavramı ya da tanımı işlevsel olarak zihinlerine alması demek, onun hayatta bir karşılığının olması demektir. 

İdeolojiler, kendilerini insanlara kabul ettirebilmek için mevcut işleyişe neden itiraz ettiklerini ortaya koydukları gibi ütopya olarak sundukları yeninin de ne olduğunu anlaşılır kılmak için kavramlar ve tanımlar üretirler. Kabul görme yolunu bu şekilde tutarlar. Eğer toplum bunu içine almaya başlarsa ideoloji varlık bulur, değilse entelektüel alanda belki faydalanılabilir olarak rafa kalkar.

Bir başka yönüyle toplumun kabul edip diline ve anlam dünyasına aldığı ve yaşanılır kıldığı bazı kavramlar ve tanımlar ise temsil ettiği düşünceyle birlikte zamanla dejenerasyona uğrar. Bu daha çok kenara alınan, toplumsal yaşamdan dışlanan ancak gerektiğinde gerektiği kadarıyla hayata dahil edilen şeyler için; mesela din/gelenek için geçerli bir durumdur.

Buraya kadar anlatılanları “Haram Lokma” kavramı üzerinden örneklersek durum biraz daha netlik kazanır sanırım.

Haram Lokma, İslam inancında insanın beden-ruh sıhhatinden ibadetlerine kadar uzanan geniş bir yelpazede etkisi olan bir hassasiyete/güce sahiptir. Toplumsal yaşamdaki etkinliğininyoğun olduğu zamanlarda, hakkında birçok izahat ve örnekleme yapılarak diri kalmış bir kavramdır. Aynı zamanda Müslümanların, sahip olması gereken bir kırmızı çizgidir. Midesine bir lokma haram girenin ibadetlerinin/duasının kabul olunmayacağından tutun, haramın binası olmazdan, temeli buzdur erire kadar bu çizginin aşılması halinde iflahı zor bir sürecin başlayacağına dair birçok söz hala hayatın içindedir. 

Ne zaman ki tanım yozlaşmaya başladı -bu başlangıç zamanını herkesin kendine bırakmakta fayda var- işte o zaman işlevsellik daralarak büyük oranda ortadan kalkmış oldu. Hatta uyarı sözlerindeki etkililiğe bakarsak mesele daha derinlerde bozulmalara kadar uzanmış oldu. Bu yüzden Haram Lokmanın güncel durumuna yeniden bakmak lazım. Sınırlardaki aşınmalar işi nerelere kadar vardırdı? Haram bildiklerimize nasıl göz yumulur oldu? Kimler için meşru kabul edildi? gibi birçok soru eminim bize ışık tutacaktır.

Bu sorulara verilebilecek en toparlayıcı ve çarpıcı cevap “Çalıyor ama çalışıyor” deyimidir. Bu deyimi TDK üretmedi, topluma bu deyimi üretmesi için herhangi telkinde bulunan da olmadı. Bu bir deyim mi derseniz bence evet, hatta deyimler sözlüğüne girmeyi çoktan hak etmiş bir deyim. Toplum kendi başına zihninde çalıp çalışmayanlar diye bir zümre toparladı ve birileri için, çalıştığını kâr bilip çalmayı meşru gördü. Ne olduysa bundan sonra oldu. 

Aslında arka planda elinde yetki bulunduranlara dokunamamak var. Kendinde dokunma yani düzeltme hakkı, iradesi, cesareti… görmediği için toplum, olanlardan tecrübe yoluyla bir çıkarım yaptı ve bu sonuca ulaştı. “Çalıyor ama çalışıyor” bir başka söyleyişle “tek çalışsın da çalsın” ya çalışmadan çalsa ne yapabiliriz ki? Elimizden bir şey gelmez! gibi bir arka planla çalışan bu toplumsal işleyişe dürüstlük üzerinden yapılan tüm propagandalar geçersizdir ve toplum tarafından tiye alınır bilesiniz.

Ama din üzerinden lokmayı sofradan çıkartıp daha net ve geniş bir alana yayabilirsek ya da dini bir tanım yapıp toplumsal dile ve anlam dünyasına kazandırabilirsek o zaman belki durum anlaşılır hale gelir. Demem o ki lokma boğazdan geçip mideye inendir evet ama Yunus’un bir lokma bir hırka dediği de bu değildir. Yani kasanıza ve kesenize ya da yakınlarınızın kasasına ve kesesine akan da lokmanın içindedir ve bu haksız yollarla oluyorsa haramdır, vesselam.

Kavram mı? Benim önerim “Lokma Beyanı”

Yazar Profili

Mehmet Akkaya
Mehmet Akkaya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.