• Kırıkkale, Türkiye
  • 07/10/2022

         Ülkemizde gerginlikler had safhada. Kime birbirini dinlemiyor, kimse karşıdakinin ne dediğini anlamaya çalışmıyor. Sadece kendini ifade etme telaşını yaşıyor ve bunu da maalesef bağırarak anlatıyor.

        Burada odaklanılan şey karşı taraf diye ifade edilenin hatalarını bulmak, onları tuş etmek, karşıdakileri rezil durumda göstermek oluyor.

        Siyasette farklı bir yol denemek mümkün müdür?

        Şu anda izlenen yol düşman sayısını artırmak üzerine kurulu gibi. Rakip de değil düşman.

Rakibini kötülemeyi de aşan, şeytanlaştırmayı esas edinen bir anlayış hâkim. Hem de sadece siyasette değil hemen her ortamda geçerli bir kural hâkim oluyor ortama.

        Hakikaten telafisi zor, geleceğe dair dertleri artırıcı bir tarz bu. Çatlaklarımızı büyütmeye, kabuk bağlamış yaraları açmaya, ufak zedelenmeleri kanatmaya yarayan ve hiçbir derdimize derman olmayan iş.

        Bölücülüğe bilmeden hizmet eden kişiyi kazanmanın yoluna bakacakken neden onu o dermansızların kucağına itiyoruz ki! Bunun yararı ne olabilir ki! Gün olur da asabiyye hissi ile onları savunmayı düşünürse ağrıyacak baş yine bu milletin başı olmayacak mı? Bölücülüğün önüne geçecek eğitim faaliyetini, sosyal çalışmaları gücü nispetinde az/çok yapmak bölücü sayısını azaltır işte. Bölücülüğün kalması değil mi mühim olan onun yanda senin yanında nerede olursa olsun bölünmesin memleket işte…

         Birisi hırsızlık yapıyorsa sadece hırsız var demek hangi zenginliğimizi artırır düşündük mü? Hele de senin hırsız benimkinden kötüdür, benimkisi ilk defa yaptı affedilir, sizinkilerin aşırdığı bizimkilerden fazla gibi takıntılara kapılırsak giden bizim torunların malvarlığı olmuyor mu? Eğer dürüstlüğü merkeze alırsak para eninde sonunda bizim de cebimize girmez mi! Onlar çalmayıp sizinkiler daha az çalınca ne olacak ki! Çoktan çok azdan az gidecek, giden yine senden gidecek ve maalesef giden geri gelmeyecek..

        Adam kayırma yapanlara o makamları işgal ettikleri sürece yaptıklarını hatırlatarak mesele çözülmez ki! Karanlığa küfretmeyelim bir mum yakalım misali. Birisi bir düzen teklif etsin de oraya kim hakkediyorsa onun girebileceği mekanizma kurulsun. Yoksa hangi meşrepsiz o makamı bir şekilde işgal etse başa gelecek aynı olacak. Fırsatçılar gününü gün ederken senin benim çocuk yine kapılarda beklemeye devam edecek.

        Başkalarının özgürlüklere vurduğu kelepçelere itiraz ederken senin katkın olan kelepçeleri kırmayı beceremezsen kim erk sahibi ise o asılacak ipin ucuna. Başkasının özgürlüğünü ele geçirme hırsı dönüp dolaşıp seni bulacak ki zaten, bunu görmek için alim olmak gerekmez. Aleni ve besbelli.

        Başkalarının cahil yanlarını ortaya saçmak da bir yöntem evet kabul. Ama bu bize ne sağlar ki. Onun yaptığı cehaleti yüzüne vurunca bunu kabul edip de ben donanımımı artırayım diyen oldu mu hiç! Bunun yerine kendi yanındakileri daha fazla eğitmenin, donanımını artırmanın, derinliğini fazlalaştırmanın yolu olmaz mı? Belki karşındakiler sizinle baş etmek için eğitime ehemmiyet verir de toplumun kalitesi total olarak artmaya vesile olur. Cehaletin iktidarının ne kadar kötü olduğunu sadece kızgınlıkla anlatmak değil de bunu fark ettirmek, akla hissettirmek, gönle hatırlatmak daha verimli bir metot olmaz mı!

        Savaşacağın düşmanının kalitesini artırmak gerçekten doğru bir yol olur penceresi hakikat olan insana.

        Her kanuna uygun olanın hukuki olmadığı gibi her çarpışma da bir adalet içersin.

Seni yok etmeye gelen yaptığı bütün arsızlığa rağmen hayat bulsun senin sinende.

          Doğruyu yapmanın dayanılmaz hazzı sadece seni değil tüm neslini mutlu ederken karşındakinde de saygılı bir mahcubiyet husule getirsin.

          Herkesin canhıraş çırpıntı ile kuru gürültü yaptığı yerde senin terbiyeli sesin aradan sıyrılsın. Kulaklara keyif gönüllere sakinlik versin.

          Tercih kalitemizde saklı…

Yazar Profili

Dr. Yavuz Han
Dr. Yavuz Han
Son Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.