• Kırıkkale, Türkiye
  • 18/05/2022

Toplumsal yaşam açısından hukuk ve devlet emniyet oluşturma iddiası taşır ya da böyle bir güvence ortaya koyarak hayat bulur. İslam dini de 5 temel güvenceyle oluşturulmuş bir toplumsal yapı öngörür. Bunlar; can, mal, akıl, nesil ve din emniyetidir.

Bu emniyetlerde keskin ve köklü bozulmalar yaşadığında insanlar korkuya kapılır ve bu kaosun içinden çıkabilme yollarını aramaya koyulurlar. Bu son derece insani bir reflekstir. Nisa suresinin 97. ayeti de (Melekler kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: “Nerde idiniz?” Onlar: “Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (müstaz’aflar) idik.” derler. (Melekler de:) “Hicret etmeniz için Allah’ın arzı geniş değil miydi?” derler…) bu durumun insani oluşunu ortaya koymaktadır.

Sosyolojinin genel anlamda çalışma alanı toplumdur. Özelde toplumu ilgilendiren ve toplumsal bağlamı olan her konuyu alt başlıklarda incelemek de bu alanın içindedir. Bu minvalde sosyoloji göç meselesini de Göç Sosyolojisi alt başlığında detaylandırıp incelemiştir. Hem bu durumu hem de süreci birçok açıdan farklı başlıklar halinde ortaya koyduğu gibi kontrol ve çözüme dair de bilimsel inceleme ve önerilere sahiptir. Yani mesele devlet politikası oluşturmak için ya da akademik açıdan incelenecekse yeterince bilgi ve dokümana sosyoloji üzerinden ulaşmak mümkündür.

Tunus ile başlayan sözde bahar bize sınırı olan ülkelere ulaştıktan sonra oluşan kaos, hızlı bir göç dalgası başlattı. Uluslararası ilişkiler açısından Avrupa ile yaşadıklarımızı ayrı tutmak kaydıyla bu süreçte oluşan göçü birçok açıdan ele almak elbette mümkündür. Ancak asıl olan çözüm odaklı bir yaklaşım geliştirebilmektir.

Ülke olarak son 10 yıldır genelde iki tür göçmenle karşı karşıyayız: Biri savaşa ve kaosa bağlı olmayan çalışma maksatlı gelenlerin oluşturduğu kayıt dışı emek alanında depolanan göçmenler. Diğeri savaşa ve kaosa bağlı başlayan ve dalga boyu giderek genişlemiş ancak şu an savaş ve kaos bağı zayıflamış olan göçmenler.

Gördüğüm kadarıyla devlet kayıt dışı emeğe depolanmış göçmenlerden vazgeçme taraftarı değil hatta bu durumun ekonomiye yansımalarından oldukça memnun. Savaşa ve kaosa bağlı göçmenlerle ilgili duruma ise bir sınır güvenliği projesi üzerinden yaklaşmaktadır.

Her iki durum da makul görülebilir ancak toplumsal yaşam açısından mesele başıboş bırakılmış bir görüntüye sahip ve bu durum, her türlü manipülasyona ve provokeye açık halde duruyor. Bu açık alan, politika malzemesine dönüştürülmeye de oldukça müsait. Bu uzun vadede sınırların zaten buharlaştığı bir dünyada şiddet üreten ırkçı bir yaklaşıma zemin hazırlamaktadır.

Irkçı bir bakışla göçmen karşıtlığını temellendirirken ortaya konan kaygılar uzun vadede kendi içinde yeni kaygılar doğurabilecek bir potansiyele sahiptir. Zamanla toplum içinde eritilebilecek olası sorunlu yaklaşımlar tahrik edildiğinde -ki ırkçılık için tahrike müsait durum (göçmen varlığı) var olduğu sürece- sürekli büyüme eğilimi taşır. Kaldı ki ırkçılık aklın devreden çıktığı her ideoloji gibi kör ve kontrolsüz şiddete en müsait yaklaşımlardan birisidir.

Kanaatimce meseleyi incelerken İslam inancı açısından hicret, insan ve arz ya da yurt ve yurt edinme başlıklarını da dahil etmek coğrafyanın inanç haritası ve tarihi geçmişi açısından önemli bir yaklaşımdır. Bir başka ifadeyle olayı incelerken kültürel kodlar açısını gözden kaçırmamak bir zorunluluktur. Zira toplumsal açıdan en doğru karşılık ancak bu yolla bulunabilir.

Bütün bu değerlendirmelerden çıkan bir diğer sonuç da duygusal ve klişe söylemlerin ne sorun tespitinde ne de çözüm arayışında bir karşılığının olmadığıdır vesselam.

Yazar Profili

Mehmet Akkaya
Mehmet Akkaya
Son Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.