• Kırıkkale, Türkiye
  • 26/09/2022

Allah’ın yeryüzünü imar edin emri gereği Müslüman için hayat, çevresel bir imarı da kapsamaktadır. Şehrin imarı da bu kapsamda ele alınmalıdır. İslam dünyasında bu konu siyasal ve ahlaki anlamda direk olarak Farabi’nin Erdemliler Şehri (el-Medînetü’l-fâzıla) adlı ütopik eserinde vücut bulmuştur.

Mesele ütopik bir bakışla idealize edilmiş bir inşa/idare örneği oluşturmaktır. Kimlerin hangi şartlarda aktif olacağından bahisle Farabi erdemli şehrin sadece bir şekli olduğunu söyler; bu da ahlâkî erdemleri ilke edinmiş, iş bölümü ve sosyal dayanışmanın en mükemmel düzeyde gerçekleştiği, hukukun ve sosyal adaletin tam olarak uygulandığı, bilgelerin başkan olduğu bir devlettir.

Ben, Farabi’nin Yunan filozoflarıyla ilişkilendirilmesi meselesine girmeden konunun siyaset felsefesi açısından incelendiğini göz önüne alıp bugün yaşanan kentsel dönüşümle bağlantılamak istiyorum.

Şehirler sessizce kendi içinde dönüşümlerini zaten yaşar. Mesela şehir yaşlanır, yorulur veya silkelenir ya da göç alır göç verir, ama mutlaka kendi ruhuyla özdeş bir değişimi sürekli yaşar. Bazen dış etkiler bunu istemsiz hızlandırır. Mesela savaş şehri tarumar eder, ama sonrasında savaşın izlerini de içinde taşıyan bir dönüşüm kaçınılmaz olur. Ya da ekonomi dinamikleri kentin dokusuna belirgin etki eder ortaya iş ve emek merkezli yeni yapılar ve sorunlar çıkar. Kimi zaman da tarihi doku hem demografik hem ekonomik sebeplere bağlı olarak insanı başka bir alanda yeni meskenler oluşturmaya zorlar. Bunun en güzel örneği Mardin’dir. Şimdilerde Mardin eski ve yeni olarak isimlendirilmiştir.

Kentsel dönüşüm yarına bir rota çizmesi hasebiyle bir nevi kentin yeniden inşasıdır. Belki yüzyılda bir bu fırsat ele geçiyor. Erdemliler şehri temel felsefesinde kişisel fayda ya da haz amacı güdülmez tamamen kamu yararı -ki ahlak ana öncelik olmak üzere- gözetilir. Plan ve program buna göre yapılır.

Meseleye Farabi’nin bunun zıddına koyduğu erdemsiz şehir tanımlamasından baktığımızda ise haz ve fayda merkezli, ranta açık, bencil ve bilgisizce, gelişigüzel oluşmuş/yönetilen bir şehir tasviri çıkar ortaya.

Aslında mesele ortak kültürel arka planla da bağlantılıdır. Yani şehrin kendi özgün kimliğidir kaderine etkisi daha belirgin olan. İşte bu yüzden şehir kimliği kolay kazanılmaz hele hele kökleşmesi hiç kolay olmaz. Bunun oluşumu ve devamlılığı açısından en önemli görev idari kadroya düşer. Bu kadroda aktif rolü olanlara klasik bakışla Şehrü’l-Emin demek yeterli değildir. Zira zaman içinde yasal düzenlemelerle bu vasıf kısmen bir memurluk hüviyetine evrilmiştir. Bu da sorumluluk alma anlamında yasal sınırları daha etkin kılmıştır. Yani inisiyatif almak kişisel bir tercihe bırakılmış gibidir. Bir başka ifadeyle inisiyatif oranı ile Şehrü’l-Eminlik arasında bir korelasyon oluşmuştur.

Mevcut seçim sistemi zaten bu işi yeterince sorunlu hale getirmiştir. Şehir yönetimine aday olma şartlarından seçmeni etkileme yöntemlerine kadar birçok açıdan şehirlerin kaderi tamamen şansa bırakılmış durumdadır.

Kentsel dönüşüm üzerinden mesele şehrimiz (Kırıkkale) özelinde değerlendirildiğinde bir ilçe belediyesi (Yahşihan Belediyesi) ki kadro ve teknik ekip anlamında onca yetersizliğine rağmen şehrimizin dönüşümünde belirgin bir rol oynamış ancak meseleye yaklaşımı ve ortaya çıkan sonuç açısından bakıldığında alabildiğine çarpık ve özensiz bir durum oluşmuştur.

Güncel durumu okumak adına ise Bağdat Köprüsünden terminal kavşağına kadar gidiş yönünde sağda Kırıkkale solda Yahşihan kentsel dönüşümü üzerinden bir karşılaştırma yapıldığında iki tarafta da oluşan çarpıklıklar daha net ortaya çıkmaktadır. İki tarafın detaylı bir karşılaştırması üzerinden bir çarpık dönüşüm süreci okuması belki yarın adına olumlu etkiler oluşturabilir.

Somut, yapıcı ve erdem merkezli bir bakışla inşa edilen ya da dönüşüm süreci bu şekilde yönetilen bir il olmamız için yasal sınırlamalarla kısıtlanmış bir memur zihniyetiyle değil de Şehrü’l-Emin hüviyetiyle işinin ehli insanlardan oluşan kapsamlı bir danışma meclisi oluşturmak (mecliste gençlerin ağırlıklı olması şartıyla) ve insan doğasına uygun olan yapılaşmanın yatay mimari olduğunu ıskalamamak şartıyla bu meselenin yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir vesselam…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.