• Kırıkkale, Türkiye
  • 02/12/2022


“Toplumun ruhu, konuştuğu dilin içindedir.”
Henri Bergson
Işıklar içinde uyusun: Nur içinde yatsın ifadesinin sekülerleştirilmiş hali.
Nur içinde yatsın: Ölen bir Müslümanın arkasından dua niyetiyle söylenen taziye/dua cümlesi.
Devri daim olsun: Alevi/Bektaşi irfanında dua niyetiyle ölenin arkasından söylenen taziye/dua cümlesi. (Alevi-Sünni ayrıştırmasının etki boyutuna göre iki toplum arasında bir yabancılaşma söz konusudur. Bu müstakil bir konu olarak ayrıca ele alınmalıdır.)
İnsan konuşarak anlaşan bir varlıktır ve bunu dil aracılığıyla gerçekleştirir. Her toplumun ya da kavmin kendine özgü bir dili vardır. Diller ortak anlam ve ortak duygu üreterek toplumsal yaşamı diri tutan en önemli araçlardan bir tanesidir. Toplumların inançları dile nüfuz eder ve dili kendine yaklaştırır ya da bütünleştirir. Ortak yaşam bu dil ile kolaylaşır.
Peki Türkiye ortak bir dil üretmiş ve bununla duygudaş olabilmiş midir?
Bence hayır!
Bunun birkaç sebebi vardır. Mesela bölgeler arası kültürel ve coğrafi farklar dile farklı kelimler katmış ya da bazı kelimeler kısmen farklı duygular taşır olmuştur. Şive farklarını da göz önüne aldığımızda bunu daha belirgin görebiliriz. Bir de dil farkının varlığını (Türkçe/Kürtçe/Lazca…vb.) dikkate alırsak duygudaş olamayışımızın sebepleri biraz daha netleşir.
Ancak Anadolu’da çoğunluğun İslam’a inanmış olması ortak duygudaşlığı besleyen en önemli etken olagelmiştir. İnancın dille ilişkisi temelinden hareket ettiğimizde Arapçadan Anadolu’daki dillere geçmiş kelimeler (ki sayı oldukça fazladır) farklı dillerde bile ortak duygu üretimini kolaylaştırmıştır. Mesela ezanın hepimiz için ezan olması gibi.
Türkiye’nin modernleşme serüvenini, tek tip vatandaş üretme çabalarını ve harf inkılabını bir arada düşündüğümüzde geldiğimiz noktaya bu sürecin katkısını küçük bir örnek de olsa “Işıklar İçinde Uyusun”da görebiliriz.
Aslında toplumsal kutuplaşmaların ana damarı da buradan beslenmektedir. Yani birisi bize taziye niyetine ışıklar içinde uyusun dediğinde başka bir dünyanın diline şaşkın şaşkın bakakalıyoruz. Ama bunu söyleyen insan nur içinde yatsın dendiğinde yabancısı olmadığı bir taziye cümlesi olduğunu en az söyleyen kadar doğru anlıyor.
Peki, neden ışıklar içinde uysun?
Bence mevcudu reddeden ve değişimi şart koşan bir ısrarın ifadesi bu. Yani sizi olduğunuz gibi kabul etmem mümkün değil. Ürettiğiniz ortak duygulardan bir bir sıyrılıp “hizaya gelmezseniz” sizinle aramızda ortak bir payda üretmeyeceğim. Siz ancak benim dediğime geldiğinizde doğru olanı bulmuş olacaksınız. Hatta sizin ürettiğiniz dil köhneliğin simgesidir. Modernlik ancak seküler bir ortak noktadan beslendiğimizde mümkün olacaktır…vb. gibi fikri bir arka plan olduğunu bile söyleyebilirim.
Peki, daha fazla abartmayacağım!
Ama benden fazla abartanlar var. Mesela; “Işıklar içinde uyusun”u Alevilikle ilişkilendirip Aleviliği İslam dışında konumlayan bazı çevreler, “Işıklar içinde uyusun” cümlesini operasyonel bir amaçla kullanıyorlar. Aleviliğin İslami köklerini kendilerince kesmeye çalışıyorlar diyenler bile var.
Peki ya Anadolu Kürtlerinin diline halk, halkların kardeşliği, gerilla, savaşçı, devrim… vb. gibi onlarca kelimeyi sokanlar Kürtleri hangi ortak duygulardan koparmaya çalışıyorlar?
Ya da Tanrı Türk’ü korusun, Tanrı Dağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslümanız, ne mutlu Türk’üm diyene, yüce Türk milleti, diyen Türk milliyetçileri hangi noktada duygudaşlık oluşturmaya çalışıyorlar.
İşin aslı, dün duyguları ortak kılan İslam’dan uzaklaşmayla özetlense de mesele artık başka boyutlara ulaşmıştır.
Özetle Kemalist Cumhuriyetçilier, Muhafazakâr Türk Milliyetçileri, Sünni Muhafazakarlar, Kemalist-Sol Aleviler ve Marksist Kürt Milliyetçileri Türkiye’de ortak duygu bütünlüğüne ulaşılamamasını körüklemeye devam ediyorlar. Ve biz bunu politik arenadaki kutuplaşmalardan/kutuplaştırmalardan çok rahat okuyabiliyoruz. Buna direnç gösterebilecek tek güç kültürdür ve ortak kültür ancak insan ruhuna dokunan bir dille kendini ortaya koyabilir. Bu fırsatı en çok İslam değerlendirebilir ama maalesef dindarların sığlıktan kurtulamayan dili bunu zorlaştırmaya devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir