• Kırıkkale, Türkiye
  • 18/08/2022


Felsefede, hazcılık veya hedonizm, hazzın mutlak anlamda iyi olduğunu, insan eylemlerinin nihai anlamda haz sağlayacak bir biçimde planlanması gerektiğini, sürekli haz verene yönelmenin en uygun davranış biçimi olduğunu savunan felsefi görüş. Kirene Okulu’nda, Sokrates’in öğrencisi Aristippos (M.Ö. 435-355) tarafından kurulmuş, daha sonra Epiküros tarafından devam ettirilmiştir.
Antik Yunan’da ortaya çıkan hazcılık, 19. yüzyılda ortaya çıkan İngiliz faydacılığını etkilemiştir. (bk. wikipedia.org )
Felsefe insana dair her neyi tartışmışsa bunun insanda bir karşılığı var ve bu karşılık öyle ya da böyle hayatın içinde bir yer buluyor. Çoğu zaman insanın bir yönünün hayat bulması için bir yönünün (hayat bulacak olanı baskılayan yönünün) körelmesi ya da etkisizleşmesi gerekiyor.
Hazzın bir hayat bulması hele hele hayatın temel felsefesi haline gelmesi için hazzı törpüleyen bütün tercihlerin yerinden oynaması gerekiyor ki haz kendini merkezi bir konuma alabilsin.
Hazcılığın faydacılığı etkilemesi de aslında hayatın temel felsefesi olarak ikisinin birbirine yakınlığı ile alakalı.
Özünde insan için üç hayat felsefesi temel alınır.
Bunlar; Haz, fayda ve erdemdir.
Üçü de insanidir ve normaldir ama merkezi belirleyicilik açısından hangisinin önde ve baskın olduğu insanı şekillendirir. Erdem merkezli bir hayat, dinler ve bilgeler tarafından insan ve insanlık için önerilendir. Bu öneri de fayda dışlanmaz ancak haz biraz endişe içerir.
Bugün hazcılığın özellikle genç nesil açısından çok daha belirginlik kazandığı bir karmaşa yaşıyoruz. Daha ihtiyatlı ve korkak bir hayat yaşayan neslin sahip olduğu bütün imkanları çocuklarının eğitimine adaması sonucunda ortaya çıkan tablo çocukların bu adanmışlığı her alanda kullanmasının yolunu açmış durumda.
Yeni neslin fiziki mekânsızlığı meseleyi içinden çıkılması zor bir duruma sürüklemekle kalmıyor bir karmaşaya dönüştürüyor. Bu karmaşa klasik kuşak çatışmasının çok daha fazlası. Neden mi? Çünkü ortak mekânda ortak bir anlam üretilemediği için konuşulan dil aynı olsa da anlam düzeyinde başka karşılıklar çıkıyor ortaya. Bu da hem yaşam felsefesi hem de bu felsefenin temelini oluşturan değerler açısından başkalaşmalar doğuruyor.
Hazzı biraz daha irdelediğimizde hazzın sınırları fiziki ya da ruhsal açısından farklılaşmakta ve ortaya çok ilginç bir durum çıkmaktadır. Özellikle sufizm ve ruhsal haz üzerinden yapılacak bir değerlendirme insan için hazzı biraz daha sinsi bir pozisyona taşıyor.
Epiküros da hazcılığı devam ettiren filozoflardandır. Ne var ki Epiküros, Aristippos’un bedensel hazzına karşı tinsel (ruhsal) hazzı yeğler.
Epiküros’a göre hazzın niteliği önemlidir. Ona göre, şiddetli hazlardan kaçınılmalı ve dingin hazlar tercih edilmelidir. Ayrıca, kişi anlık olarak haz veren şeylerin gelecekteki hazları azaltabileceğini öngörerek hareket etmelidir.
Epiküros’un hazcılığını anlatan bir hikâye şöyledir:
Ünlü bir sporcu arabasına binmek üzereyken yanına bir kadın yaklaşır. Sporcuya küçük bir bebeğinin olduğunu, bebeğin çok hastalandığını ve hastane masraflarını karşılayamadığını, onun her gün biraz daha ölüme yaklaştığını anlatır. Kadının anlattıkları sporcuyu etkiler. Hemen çek defterini çıkarır ve yüklüce bir para meblağı yazarak kadına verir ve ‘Umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın’ der. Sporcu ertesi gün kulüpte öğle yemeği yerken yanına bir arkadaşı yaklaşarak, ‘Geçen gün çocuklar, bir kadının sizinle konuştuğunu ve o kadına yüklüce bir çek verdiğinizi söylediler’ der. Ünlü sporcu, ‘Evet, ne olmuş’ der. Arkadaşı, ‘O kadın bir sahtekâr, zengin kişilere yaklaşıp hasta bir bebeği olduğunu söyleyerek para koparırmış. Korkarım sizden de koparmış.’ der. Sporcu büyük bir sevinçle, ‘Öyle mi, yani ölümü beklenen bir bebek yok mu? İşte bu hafta duyduğum en güzel haber bu.’ der.(bk.wikipedia.org )
Meselenin özü, insanın varlığına ilahi kudretin yüklediği potansiyelden şerefli, faziletli, erdemli… bir ben inşa etmektir. Bunun ayak bağı nedir sorusuna verilebilecek en doğru cevap, hazcılık olsa gerek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.