• Kırıkkale, Türkiye
  • 07/10/2022

Modern zamanlarda önce zaman algısı ardından da zaman ve insan ilişkisi başkalaştı. Yerleşik kırsal ya da az nüfuslu belde ve şehirlerde yaşayan insanların özellikle gece gündüz, tarım ve iklim merkezli mevsim şeklinde ilişkilendikleri ve ibadet kesintili gün/ay/yıl bölümlerinden oluşan zaman algısının yerini sanayi devriminden sonra iş merkezli bir zaman algısı almaya başladı. Sanayi ile birlikte artan şehir nüfusu algılarımızı zoraki değişime uğratmakla kalmadı öncemizle aramızda ciddi kopukluklar oluşturdu. Birlikte/bir arada olma gibi iç içe zaman geçirme dönemi hızla törpülenmeye başladı ve önce aileler küçülmeye, sonra insanlar bireyleşmeye hatta tekleşmeye başladı.
Zaman artık hızına yetişmek için peşine düştüğümüz ve nereye sürüklendiğimizi kestiremediğimiz bir öğüteçe dönüştü ve hızla dün inşa ettiklerimizi alaşağı etmeye başladı. Sanayi devrimi sonrası makineleşme ile hayatımız, emeğin verimli kullanımı ve emeğin yeniden üretilmesi üzerine yeniden dizayn edildi. Hatta o kadar ileri gidildi ki emeğinden faydalanılamayanların imhası bile düşünüldü. Bu sürece ister direk ister sömürü olarak dâhil edilen herkes modernizm merkezli dizayn edilecek olan dünyada yerini er ya da geç almak zorunda bırakıldı. Marksizm’in köklü eleştirilerine rağmen Kapitalizm kendi bildiğini okuyarak yoluna devam etti. Artık zaman algımız kontrolü elimizde olmayan parçalara ayrıldı ve değerler dünyası kaçamak zamanlarla avunmak zorunda kaldı.
Teknolojinin hızı öyle arttı ki zamandan sonra mekân algısını da değiştirdi. Yukarıda bahsettiğimiz zaman algısı değişme süreciyle birlikte dönüşen mekân algısı da artık iki farklı kuşak arasındaki kopukluğun kalınlaşıp bir uçuruma doğru yol almasına sebep oldu. Kısmen geçmişten taşınan mekân algısına sahip insanların değerler vurgusunun mekânız Z kuşağında pek bir karşılığının olmadığı belirginleştikçe inanç ya da değerler üzerinden de bir ayrışma belirginleşti. Deist yaklaşımların ve bundan şikâyet edenlerin arasındaki mesafe de giderek artmaya başladı.
Meselenin Zaman/Mekân, Yurt/Vatan, Geçmiş/Gelecek, Değerler ve Kapitalizm… vb. gibi başlıklarla çözümlemeler yapılarak önce anlaşılması, sonra bir sorunsal tespiti yapılarak ele alınması ve İNSAN başlığında çözüm önerileriyle tartışılması daha doğru olacaktır diye düşünüyorum. Bu minvalde de İslam medeniyeti inşasında aktif ve belirleyici olan bir coğrafyada yaşamış ve bu coğrafyanın dokusuyla varlığı hemhal olmuş insanlar olarak kendi değerlerimizden yeniden canlı bir yaşam üretmek zorundalığımızı bilmemiz gerektiğine inanıyorum, vesselam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.