• Kırıkkale, Türkiye
  • 02/12/2022

Bir ülkede olup bitenleri doğru anlayıp yorumlamak, o ülkenin kültürel kodlarını doğru okuyabilmekle mümkündür. Bu, daha sağlıklı çıkarımlar yapabilmek için olmazsa olmaz şarttır. Bu yüzden bir ülke üzerinde yoğunlaşıp uzmanlaşmak, stratejik planlama yapanların tercih ettiği bir durumdur. Hatta bugün artık profesyonel şirketleşmeler yoluyla uzman desteği sunmak bir ticari metaya dönüştürülüyor diyebiliriz.
İran’da 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesinin ardından 16 Eylül’de başlayan protestolar devam ediyor. Bugüne kadar hayatını kaybedenlerin sayısı 41’e yükseldi. İnsan hakları örgütlerine göre ise bu sayı çok daha fazla.
Eylemlerin ölüm pahasına devam etmesi, İran’da alışılmış bir durum. Mevcut rejim ara ara bu tip protesto eylemleri yaşıyor ve refleksi genelde aynı “Reisi, ölümlere yol açan olayları ‘kargaşa ve kötülük’ olarak nitelendirdi. İran Cumhurbaşkanı, kamu güvenliğini tehdit eden kişilerle kararlı şekilde mücadele edilmesinin gereğini vurguladı.” Zaten refleks bütün dünyada böyle. Bütün ülkeler karşı protesto eylemlerini genel olarak nifak, fitne, dış mihrakların oyunu anlamına gelebilecek çeşitli şekillerde tanımlayıp uyarılarda bulunur. Eğer sükûnet sağlanamazsa zor kullanma yoluyla bastırma yoluna gidilir.
İran’da yaşanan bu olayların iki yüzü var;
İlki ve bence en önemlisi: Dayatılan her ne varsa kutsalla temellendirmek onu kutsal yapmaz. Yani ahlak polislerinin rejim adına insanların yaşamlarına müdahale hakkını dinden aldıklarını söyleyerek meseleyi dine dayandırması meseleyi tartışmasız yapmıyor. Bir başka yönüyle ise eğer bu yasal bir zorunluluk olarak ortaya konmuşsa bunu tartışanların ya da doğru bulmayanların ne dediğini önemsemek devletler için bir zorunluluktur.
İkincisi ve bence dünya siyasetini anlamak adına olmazsa olmaz öneme sahip olan durum ise: Büyük Ortadoğu Projesi gibi bölge üzerinde emperyalistlerin emellerinden hareketle olaya dikkat kesilmek gerektiğidir.
Yani okumaların bu iki bakışla takibi önemli.
Şimdi gelelim saçlarını kesen kadınlara ve onların ne dediğine: Ben eylemin bu boyutundan kadınların cinsiyetleri üzerinden baskıya uğradığını düşündüklerini ve baskıyı hangi boyutta hissettiklerini anlamlı bir şekilde ortaya koymak için de süslenmek ve daha güzel görünmek için özene bezene taşıdıkları saçlarından vazgeçişlerini bir cinsiyet yorgunluğu simgesine dönüştürmüş olduklarını anlıyorum.
Eğer bu ses doğru okunursa kalıplar halinde -buz gibi- geleneğe ve alışkanlığa dönüşmüş ve maalesef din zannedilmiş birçok mesele de kendini ele verip boşa düşecektir.
Meselenin bir başka boyutu ise bütün İslam coğrafyasında birçok uygulama ve tartışmanın kadınlar üzerinden devam ediyor olmasıdır. Bu başlı başına bir erkek egemenliği sorunu olmakla birlikte aynı zamanda erkekler adına bir kolaycı kaypaklık sorunudur.
Şunu belirtmeliyim ki bende en ağır etkiyi ölümler yaptı ve yapıyor. Zira İslâm, bir insanı öldürmeyle bütün insanlığı öldürmeyi eş tutan bir dindir. Yani İslam’da asıl olan yaşatmaktır.
Bir diğer etki ise saçlarını kesen kadınlar. Cinsiyet yorgunluğu olarak tanımladığım bu durum ruhu derinden etkileyen bir yılgınlık. Sesini duyuramamak, kendini ifade edememek, baskılanmışlıktan kurtulamamak gibi birçok karşılığı var bunun ama en mühimi her zaman kadınlar adına erkeklerin konuşması!
İşte bu yüzden benim genel tercihim: Bugün İran’da ve genel olarak tüm İslam coğrafyasında kadınlar konuştuğunda susmak, onları dinlemek ve onlardan yana olmaktır vesselam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir