• Kırıkkale, Türkiye
  • 02/12/2022

Hasan kardeşim ve birkaç genç meslektaşımızın girişimiyle Vali Bey ile medya mensupları arasında bir halı saha maçı tertip edilmiş. Beni aradıklarında en büyük yaram olan, şehrin tek kadın gazetecisi olmam nedeniyle “ ne işim var” diye içimden geçirsem de, organizasyonun Huzurköy’de olacağını duyunca annelik iç güdüsüyle “oğlum oynasın” Hasan deyiverdim ve katılım bildirdim.

Huzurköy madde bağımlısı gençlerin rehabilite edildiği, Türkiye’de henüz örneği olmayan bir proje zira. Valilik paylaşımlarından ve Vali Bey’in anlattıklarından ötesini de bilmiyordum aslında. Ama günümüzde “madde bağımlılığının” yaygınlaşması, teminin kolaylaşması gibi sebeplerden dolayı bir anne olarak kaygı alanım ve kadrajımda olan bir mesele maalesef. Bu zamanda üç erkek çocuğa hem ana hem baba olmak kolay iş değil zira.

Velhasılı düştük yola. Mekan hep adını duyduğum ama neresi olduğunu bilmediğim ismi meşhur Arpalık Çukuru’ndaymış. İyi ki sokak cadde değil de adı değişmiyor, tabela ezberlemekten, diğerini öğrenmeden başkasını ezberlemeye çalışmaktan gına geldi artık. Oraya neden de çukur dediklerini anlamadım açıkçası. Bir tepenin başında müthiş Kırıkkale manzaralı bir alan karşıladı bizi. Sonradan öğrendim ki arazi daha önce askeri alanmış. Hep deriz ya, her şehrin en güzel arazileri askeriyenindir diye, vallahi orası da öyleymiş.

Tesisin müdürü ile tek tip futbol formalı 8 genç adam karşıladı bizi. Ağaçların arasında bir sürü tavuk, cins köpekler ve eşsiz bir doğa parkına yürüyüşe gelmiş gibiydik. Genç adamların bağımlı kardeşlerimiz olduğu sadece bizim öncesinde bilmemizden dolayı belliydi. Normal şartlarda o genç adamların madde bağımlısı olduğunu anlamak, inanın fiziken çözmek mümkün değildi. Yaş ortalamaları 27, hepsi civan gibi. Konuşmaya başladıklarında anlıyorsunuz başka şehirlerden geldiklerini. Çünkü her birinin şivesi farklı.

Beni en çok şaşırtan ve yaralayan ise bozulan bir ezberim oldu. Çünkü uyuşturucu denen illetin sadece sokakta yaşayan başıboş gençlerin ya da bölünmüş ailelerin sorunlu çocuklarından ibaret olduğunu sanan ben, Yunus Emre’nin hikayesini duyunca dumura uğradım resmen. Bir devlet memuru ve sağlık personeli üstelik. Kalakaldım ne diyeceğimi bilemeden. Oğlumun 23 yaşında olduğunu düşünürsek, bir anne için ne kadar ürkütücü değil mi?

Yunus Emre O kadar renkli ve tiyatral yeteneği olan genç bir adam ki, üstelik çok da zeki nasıl bağlanmıştı o illete şaştım kaldım. Diğer gençlerin hepsi inanın bana çok efendi yine ezber bozan türden bir hal dilleri vardı. Ben utana sıkıla onları incitme korkusuyla soru sormaya çalışırken onların benimle iletişim kurma biçimleri ve samimiyetleri inanın övülesi bir davranıştı.

Vali Bey bir iki kez düşüp maçtan pes edip kenara geçince; haklı olarak gururla ve baba olmasının verdiği o ruh haliyle, gençlerin zayıf ve bitkin gelip, sağlıklı ve kilo olarak da toparlanıp sürelerini tamamlıyor olmalarını paylaştı bizimle  her zamanki o samimi ve bizden haliyle.

Oğlumu götürme sebebim, farkındalığı ve meselenin vehametini idrak etmesini istemem kaynaklıydı ama benim oğlan subay olmanın aşkıyla yanıp tutuştuğu için, odak noktası bir Tuğ General ile halı sahada top oynamanın sevincinden öte değildi. Anne yüreğinin hangi kaygıyla, hangi duygu karmaşasıyla o an çarptığının farkında bile değildi.

Karşı takımının Vali, Tuğ General ve Müdürlerimizden müteşekkil olması kaynaklı bizim basın mensupları yenildi elbet. Psikolojik üstünlük bizde değildi neticede. Bu bulduğum kılıfa da en çok bizimkiler sevinecek şimdi yazıyı okuyunca.

Keyifli akşam yine gençlerin elleriyle hazırladığı yemek ile devam etti. Pilav konusunda da benden iyi oldukları kesin bu arada. Samimi ve kusursuz ev sahipliği yaptılar bize. Bizim şehrimizde Devletin himayesinde bir avuç genç adamın takdir edilesi başkaldırışına, hayata tutunma çabasına nasıl destek olabilirim diye geceden beri düşünüyorum.

Tüm bu düşüncelerle boğuşurken, yaşadığım gecenin her bir saniyesini tekrar tekrar gözden geçirdim açıkçası. Evet proje Valilik himayesinde ve Valimiz görünen yüzü ama orada hazır bulunan müdürlerimizin de çabası ve yaklaşımı beni çok etkiledi. Hepsi projeyi ve gençleri öyle sahiplenmiş ki çok mutlu oldum kendimce.

Projenin merkezinde olan Sağlık İl müdürümüz Murat Ağırtaş’a,  o gençlerin her anında yanında olan Huzurköy Müdürümüz Ziya Bilgin’e, henüz çiçeği burnunda olmasına rağmen samimiyetiyle gençlerle kurduğu iletişim dikkatimden kaçmayan Gençlik ve Spor İl Müdürümüz Hamza Güneş’e minnetlerimi sunuyorum.

Ve yemekte iki derede bir arada “proje onların ama her şeyin parası benden çıkıyor”, klasik esprisini kulağıma fısıldamaktan geri kalmayan, gururla söylüyorum bana göre Kırıkkale’nin en el-emin bürokratlarından, İl Özel İdare genel Sekreterimiz Haluk Karahan’a, bir anne ve bir gazeteci olarak  şehrim adına çok teşekkür ediyorum. Beni üzen tek şey; gençlerin internet erişimi rehabilite programı kaynaklı yasak olduğundan, bu yazıyı göremeyecek, bende bıraktıkları izi bilemeyecek olmaları.

Şu an içimden geçen tek cümle, belki bilindik belki klasik ama Huzurköy’ün mevkisinden de kaynaklı olsa gerek; Çukur evimiz, Devlet babamız!

İyi ki varsın Devlet Baba…

Yazar Profili

Özlem Özcan
Özlem Özcan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir