• Kırıkkale, Türkiye
  • 02/12/2022


Kelebekler Sonsuza Uçar: İskilipli Atıf Hoca’nın hayatının konu edildiği 1993 yapımı Mesut Uçakan filmidir. 1990 yılında ilkini 1991 yılında ikincisini çektiği, üniversitelerdeki başörtüsü zulmünü konu eden Yalnız Değilsiniz filmlerinden sonra çekilmiştir.
Temelinde Cumhuriyet devrimlerinin toplumsal yaşamda kendi insanına yaşattığı ağır travmaların olduğu her iki senaryo da hedef kitlenin dünyasında ciddi karşılık buldu.
Sinemanın gücü bir kez daha kendini göstermişti. Filmler sadece izlenmedi aynı zamanda sahiplenildi. Zira bize, bizi ve onları anlatıyordu.
Biz ve onlar hep vardı bu ülkede!
Biz dindarlardık, onlar ise Kemalizm’in gönüllü fedaileriydi.
O günlerin bize dokunan yüzünde acılar varken, onların tarafında Kemalist devrimlere sahip çıkmanın mağrurluğu vardı. Bundandır bilinçaltımızın potansiyel ikinci sınıf vatandaşlıkla örselenmişliği. “Sahipler” sık sık Anıtkabir’e giderdi o günlerde. Tahammülsüzlük onların “damarlarındaki asıl kanda mevcuttu”.
Biz mi? Biz köylüsüydük Anadolu’nun. Ya da olsa olsa Anadolu’dan şehre gelenlerdik. Bilmediğimiz bir dünyaya doğmuş gibiydik şehrin çeperlerinde. Buradaydı Ak partinin ilk iktidar olduğunda varoşların oyu nasıl soldan AK partiye kaydı sorusunun cevabı. Solun ekonomi merkezli adaletsizliklerle yer bulduğu varoşların üstü örtülen/görmezden gelinen duyguları canlanmıştı Ak partinin sesiyle.
Yalnız değildik işte! Üstelik kelebeklerin sonsuza uçtuğundan da emindik artık!
Öyle ya da böyle bizdik işte ve bizim duygularımızın bir dili vardı. Üstelik mazlumun ahıydı dualarımız.
Yani: Bizim de yaşadığımız hayattı, biz de soluk alıp vermedeydik, her insan gibi sevmekteydik sevilecek şeyleri…. (İbrahim Sadri şiiri)
Sonra sonra varlık bulduk bu ülkede. Bu ülke bizimdi biliyorduk ama şimdi derinden hissedebiliyorduk bunu. Duygularımızı varoşlardan Çankaya’ya taşıyan birileri vardı artık. Çocuklarımızın üniversitelerde yaşadıklarını protokol sıralarında yaşayan bu birileri sanki bize sürekli “Yalnız Değilsiniz” diyordu. Evet artık yalnız değildik ve bundan emindik.
O kadar emindik ki, sonraları bu birileriyle birlikte evrilmekten hiç kuşku duymadık ve geldik bu günlere.
Bu günlerde dün onların temsilcisi diye bildiklerimiz BİZ gibi görünme hevesindeler. Kendi içlerinden birileri bunlara çok kızsa da bu heves en azından seçime kadar baki gibi görünüyor.
Peki bu arada BİZ’e ne oldu?
Biz fazlasıyla politize olduk. Dilimiz değişti/farklılaştı. Politik “başarı” tek hedefimiz haline geldi. Değerlerin bir karşılığı yok artık, her şey oy sayısına endeksli. Nicel olan (sayılan) o kadar önemli ki nitel (sayılamayan) birçok şeyi/değeri, bu uğurda feda etmekte bir beis yok.
Ve maalesef kelebekler narin bedenleri ve eşsiz güzellikteki incecik kanatlarına rağmen bu seçimde meydanlarda kalabalıkların ortasına atılacak gibi.
Demem o ki: Haklı ya da haksız, mazeret üretmek hep kolay olandır. Mesele mazeret üretecek duruma düşmemektir vesselam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir