• Kırıkkale, Türkiye
  • 02/12/2022

Gazetecilik mesleğinin hem mekteplisi, hem alaylısı olarak “yerel gazetecilik” maceram bizim köyün tabiriyle bıldır, yani geçen yıl tam da bu zamanlar başladı. Konvansiyonel yani yerleşik merkez medya ile dijital dünyanın kıran kırana kavga ettiği bir dönemde, internet haber sitesi sahibesi olmanın ya da “adil ve objektif gazetecilik” yapma gayretinde kamu yararı için çırpınırken “rızık ve para” ile terbiye edilmenin ne demek olduğunu anlatmayacağım. Çünkü bazı şeyleri yazarak, kelam ve kalemi namus bilmiş ben bile ifade edemem size. Yaşamak gerekir.

Bugüne kadar Kırıkkale için en iyisi, en doğrusu ve en kalitesinin tarafı olmak üzere bir yayın politikası izledim. Bu yol üzere ilerlerken Kırıkkale’ye doğrudan dolaylı zarar veren tespit ettiğim kim varsa da ilkem icabı karşı karşıya geldim. Ama hiçbir kavgam kendim için değildi. Herkes bilmeli ki, konu Kırıkkale olunca “bana ne” diyemiyor, ne pahasına olursa olsun işimi hakkıyla yapmaya gayret ediyorum. Takdir edenler ve benden gelecek namına mesleki açıdan beklentisi olanlar çoğunlukta olsa da, eleştirildiğim de oluyor.

En çokta kendi meslektaşlarım tarafından eleştiriliyorum. Zira bu memlekette gazetecilik çok yanlış anlaşılmış. Herkes taraf olabilir, mesele adil olabilmek. Mesele Kırıkkale’nin ve çocuklarımızın geleceğini kendi menfaatimizin önüne koyabilmek. Bizimkiler de olayı yanlış anlamış olsa gerek ki, tarafın da ötesinde “tarafgir” olan meslektaşlarımı görünce içim acıyor. Hangi saikle ve sebeple olursa olsun bu yaklaşım sadece mesleğe değil, memlekete de zarar veriyor. Benim bir duruşum var. Mesleki anlamda bir tarzım kendime has prensiplerim var. Bu duruş beni mesleğimde ne kadar başarılı yapar bilmiyorum ama adam yapar sanıyorum. Kemikten omurgası olana insan, ruhunda omurga bulunana adam denir zira. Necip Fazıl üstada göre de; adam olmak cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesidir. Oğullarıma bırakabileceğim en kıymetli miras da para pul değil, itibarım ve şahsiyetimdir!

Taraf olabilir, destek verebilirsiniz. Ama bunu etkilediğiniz kitleleri yönlendirerek yaparsınız. Birilerinin borazanı, bülteni olmak ile tarafı ve destekçisi olmak aynı şey mi?  Desteklediğiniz tarafa hizmet de veriyor olabilirsiniz. Bu da çok olağan. Ama fikrinizi kitleleriniz ile paylaşmak yerine, kapalı kapılar ardında türlü film fırıldak ile seçimin parçası, seçmeni gibi hareket ederseniz bu çirkinliktir işte!

Ne diyordu Kadir Yahşi; benden hizmet satın alabilirsiniz, ama beni satın alamazsınız! Aferin be Kadir, bir mesele bu kadar kısa ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Tuttum bu cümleyi, ve müsaadenle bırakmam. Aksi davrananın gözüne gözüne sokmak için saklarım fikir cebimde.

Malumunuz üzere gündem TSO seçimleri. Kurulduğu günden bu yana kaçıncı seçim atmosferi bilmiyorum ama ben en az son beş seçimi hatırlıyorum. Her iki listede de çok sevdiğim isimler var. Ama konuya dair paylaşımlarımı ve görüşlerimi bütün duygusal bağ ve ticari kaygılarımın da üzerinde tutarak, sadece Kırıkkale lehine yaptığım da ortada. Örneğin Savaş Geyik; kendisi ile ilgili siyasi düşüncelerimi okuyucularım geçmiş yazılarımdan bilir. Benim Geyik hakkındaki siyasal ve kişisel olumsuz kanaatim kendisinin bir “iş adamı” olduğu ve Kırıkkale’ye istihdam anlamında nasıl bir katkı sunduğu gerçeğini değiştirmiyor.        

Ortam hiç bu kadar gerilmemişti. Esnaf ve Eşraf olmanın farkı da hiç bu kadar ortaya dökülmemişti! Hesabınızdaki para miktarı ya da işletmenizin ticari hacmi sizi esnaf yapar ama eşraf yapmaz ki!? Eşraf olmak, şehirde söz sahibi olmanın gerekleri ve ödenmiş bedelleri vardır. Bunu ben anlatacak değilim size!

Bir tarafta ağırlığı eşraftan oluşan bir liste, diğer tarafta ise çoğunluğu esnaflıktan para kazanmış ama itibar kazanamamış, oğulları üzerinden itibar devşirmeye çalışan gölge babalardan müteşekkil başka bir liste. Her iki listede istisna isimler yok mu? Elbette var. Eşraf olmadığı halde mavi listede olan, ya da itibarlı ailenin çocuğu olup da o listeye nasıl dahil olduğunu anlamadığım isimlerin de olduğu beyaz liste.

Geçtiğimiz günlerde bahse konu babalardan biri haddi ve maksadı aşan, fazlasıyla onur kıran bir paylaşımda bulundu. Sözüm ona Ahmet Varlı’nın Trabzonlu olmasından dem vurarak hakaret etmiş Kırıkkaleli olmayıp, Kırıkkale de yaşayan ve sosyal hayatın içerisinde aktif olan herkese. Eşek yurduna koymuş bu memlekette doğmuş ama aslen farklı şehirlerden olan bizleri. Ama unutmuş bu paylaşımı yaparken oğlunun talip olduğu temsil makamını seçecek üyelerin %65’nin Kırıkkaleli olmadığını. Unutmuş bu saygısız amca, oğlunun bulunduğu listede 12 farklı memleketten isim bulunduğunu.

Beyaz listedeki en büyük handikap bu “ihtiraslı” itibar devşirmek üzere ortamı geren, belki de seçim günü olmaması gereken kavgalara zemin hazırlayan “babalar” olacak. Bu kadarına gerek var mıydı? Genç ve pişmemiş olmanın tecrübesizliğiyle rekabet kisvesi altında, aile içi kırgınlıkları listelere taşımaya? Gerek var mı haddi aşan yaklaşımlara.

Dün bir açılışta Emrah Doğan ile karşılaştım. Kendi aleyhine olan bazı hususları paylaşmış olmama kırgınlığı beden dilinden belli olsa da “işini yapıyorsun abla” naifliğiyle selam verdi. Özünde kibar ve naif bir kişilik Emrah Doğan. Benim çok teşriki mesaim yok ama cömert olduğu da söyleniyor. Keşke devamında gelen cümleler de aynı naiflikte olsaydı, ama maalesef öyle olmadı.

“Hiçbir şey yapmadıysam, takım elbise giymeyi öğrettim” dedi tebessüm ederek. Güya benim de ilkyazımda takdir ettiğim “profesyonel” seçim kampanyasına atıfta bulundu. Ama sanırım Doğan şu veciz sözü bilmiyordu; insanlar elbiseleriyle karşılanır ama fikirleriyle uğurlanır. Ve bir de Hz. Mevlana’nın olduğu iddia edilen ama bana göre anonim olan çok sevdiğim bir söz vardır; Nice adam tanıdım üstünde elbise yok, nice elbise gördüm içinde adam yok be Emrah! Biz buna “tecrübe” diyoruz işte. Gençsiniz derken kastettiğim yaşınız değil, yaşanmışlığınız. Hangi tecrübeli bir temsil makamı adayı; tarafını bildiği, şehrin en ayarsız gazetecisine bu cümleyi kurar ki? Ben Ahmet Varlı’yı bugüne kadar bir kez bile spor kıyafet ile görmedim ama bence önemi de yok. Sizin ne giydiğiniz değil, ticarete ne katacağınız ve bizleri nasıl temsil edeceğiniz önemli üstelik!

Velhasıl istirham edeyim yeniden, memleket bizim, yüz yüze bakacağız ortamı germeyin! Ve bir tavsiyede bulunayım “yüksek ego öldürür”

Yazar Profili

Özlem Özcan
Özlem Özcan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir