• Kırıkkale, Türkiye
  • 02/12/2022

Otobana girmeden önce yaklaşan son benzin istasyonun gösteren tabelalara, hepiniz mutlak suretle denk gelmişsinizdir.  Hele yolunuz uzun ise, boş depo ile başınıza gelebilecekleri bir düşünsenize. İşte o yüzden bu tabelalar oldukça kıymetlidir bence. Artık Kırıkkale Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlık ve Meclis seçimi için de son virajdayız. 24 saatten daha az bir süre kaldığını düşünürsek; bu yazı da seçim ve propaganda atmosferinde geçen, geride bıraktığımız bir ayın ve yaşananların Z Raporu olması hasebiyle, son benzin istasyonu olabilir seçimde oy kullanacak herkese.

Geçtiğimiz hafta Pazar günü mevcut TSO başkanı ve yeni seçim döneminde Başkan Adayı olan, Sayın Ahmet Varlı ile bir canlı yayın gerçekleştirdik. Her ne kadar yayını teknik açıdan yetersiz bulan ve eleştirenler olduysa da, son dönemin meşhur ve klişe sözünü istemeyerek hatırlatayım. “Bir tripota, bir telefona yenileceksiniz”

Elbette bu işin latifesi. Öncesi ve esnasında bir takım aksilikler yaşamış olsak da, yayın bana göre oldukça keyifliydi. Özellikle belirteyim ki, her Kitabın Ortasından programında olduğu gibi, hiçbir soru kendisine yayın öncesinde iletilmedi. Özellikle muhalefetten gelen soruları, kullandıkları argümanları sordum canlı yayında kendisine. Eksiklerine mahcup ve samimi, yersiz eleştirilereyse gülümseyerek olgunlukla cevap verdi. Çağlar’ın soruları daha çok olası yakın geleceğe dairdi, ondan da tam not aldı kanımca kendisi.

Benim için programın en ilginç anıysa, Sayın Varlı’nın meclis yapısına ve bugüne kadar alınan kararların nasıl alındığına dair yaptığı açıklamaydı. Bir Meclis üyesi ve yani bir sektör temsilcisi düşünün ki; yapılan 50 üzeri meclis toplantısında alınan her karara “katılmış”, muhalif kanattan gelmesine rağmen hiçbir kararı ya da konuyu “eleştirmemiş”, temsil makamında olduğu sektöre dair hiçbir problemi meclis gündemine “taşımamış” ama bugün geçmiş karşımıza Başkan olmak istiyormuş.

Hadi ya!

Ne kadar şaşırtıcı, ne kadar incitici değil mi? Üstelik başkanlık yarışına girdiği günden bu yana bir de “hizmet” türküsü tutturmuş, tahsilat makamı olarak gördüğü ve içinde bulunduğu mevcut yönetimi gönderip, hizmet makamı yapacakmış. Önce kendi grubunuzu düzeltmekle başlasaydınız ya Sayın Doğan diye sormazlar mı adama? Taşımacılık konusundaki eksikleri dile getirseydiniz mesela? Turizm sektöründe deyince Başkan Adayları daha havalı olur belki diye, pazarlayanlara sorayım bir de; kendisi Kırıkkale’deki inanç turizmi merkezlerini sayabilir mi sizce? Oda Başkanlığını geçtim, şirketinin Turizm alanındaki yatırımlarını ve projelerini anlatsaydı ya keşke! Ama soramadık, bütün bu soruları sizlerin huzurunda. Yayın talebini ve röportajı kabul etmedi kendisi zira. Mevlana Türbesine yolcu taşıyınca, turizmci olunabiliyormuş onlara göre.  

Vay be!

Oysa liyakat, üç esastan ibarettir “edep, marifet ve cesaret”. Bunlardan bir tanesi eksikse şayet, temsil makamına talip olanın liyakatı, yani o makama ne kadar layık olduğu sorgulanır. Zaten tanıtım medya ajansları da bunun için vardır. Ajansların çalışma yöntemleri de iki temele oturur. Ya var olanı doğru ve etkili pazarlarsınız, ya da olmayanı varmış gibi cilalar, boyar, topluma satarsınız.

Canlı yayını kabul etmemesinin bana göre sebebi, konfor alanından çıkmadan, oyunu kendi sahasında tutma çabasından başka bir şey değildi. Çünkü o konfor, yani alıştığı ve kendini güvende hissettiği alandan çıkarsa risk alır. Sahip olduğu potansiyel ile halkla ilişkiler yöntemiyle pazarlanan, gösterilen potansiyel arasındaki fark ortaya çıkar ve telafisi de mümkün değildir. Sarf edilecek bir cümle, kırılacak bir pot, cevapsız kalan bir soru ve üzerine bir de hal dili eklenince seçim sürecinin kaderini dahi etkileyebilir. Bu yüzden gönül koymadım Emrah Doğan’a, aksine hak verdim. Risk almadı, çalıştığı ajansın emeklerini boşa çıkarmadı.

Bunlar sürecin bugüne kadar görünen yanı. Bir de bu işin gölgede kalanı var. Bu gölge oyunun senaristleriyse; kendi kişisel ve kurumsal markalaşmalarını tamamlamış, liyakat açısından Doğan’dan daha etkili olmalarına rağmen, kimisi ardından, kimisi gölgesinden yürümeyi tercih eden ağabeylerimiz. İsim vermeyeceğim, onlar kendilerini gayet iyi biliyorlar. Ama sizin huzurunuzda bu ağabeylere yöneltmek istediğim birkaç çift soru var. Sormasaydım bana dert olurdu, sorayım da bari onlara dert olsun.

Güzel mi, zevkli oluyor mu risk almadan tenhada oyun kurmak?

Keyifli mi Doğan kaybetse bile, kaybeden olmadan oyunun senaristi olmak?

Nasıl zevkli mi, er meydanına çıkmadan güreş tutmak?

Yakışıyor mu birkaç kendini bilmezin, siyasi hesaplarına basamak olmak?

Bilmediğimizi, fark etmediğimizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Üstelik bildiğim bir şey daha var, hepiniz korkaksınız. Sorumluluk almaktan, Kırıkkale’ye faydalı olmaktan korkup kaçıyor, ama iş ego savaşına gelince; gölgelerde, tenhalarda en başı çekiyorsunuz. Türkiye geneli TSO başkanları kendini ve iştigal alanlarını, hasletlerini sayarken, bizimki “Emekli Belediye Başkanıyım” deyip oturduğunda, bir tek mahcup olan ben miydim? Bir ben miyim doğup büyüdüğü, aşık olduğu şehrin liyakatsizlerce temsilini görünce ezilen, utanan? Siz kim olduğunuzu unutup, kendinizden düşük profilli birinin peşi sıra gitmeyi, gölgesinde hasımlarınıza operasyon çekmeyi kendinize yakıştırıyorsunuz da, ben size yakıştıramıyorum işte. Çünkü Kırıkkale sizin ego savaşlarınızdan, ahbap çavuş ilişkilerinizden çok daha değerli benim nazarımda. 

Ya siyaseten Doğan’ı “Belediye Başkan Adayı” yapacak güce sahip olduğu halde “odayı almadan gelme” diyen Katolik nikahlı vekilimize ne demeli? Ak Parti’yi Kırıkkale’de bitirdin, sıra Ticaret odasına geldi demek ki! Hele bir de “ben liste bazlı değil, gruba yani kişilere göre destekliyorum” diye ortada gezenler var ya, tabiri caizse yatacak yeriniz yok sizin. Ticaret Odası meclisine sektör temsilcileri değil de, mahalle arası maça takım kuruyoruz sanki! Düştüğümüz durum, geldiğimiz nokta ve süreçte şahit olduklarımız yaşadığımız kent adına oldukça can yakıcı aslında.  

Bir şey daha duydum ki, inşallah doğru değildir. Emrah Bey başkan olursa, TSO’da çalışan 13 kişiyi görevden alacakmış, hatta yerine getirecekleri bile hazırmış. Niye diye sormayı çok isterdim kendisine. Yoksa Ahmet Varlı’nın babası bundan 70 yıl önce, o 13 kişiyi de mi gelirken Trabzon’dan getirmiş? Birilerinin desteğini almak adına, birilerinin ekmeği ile oynamaya kalkmak çok çirkin değil mi sizce de? Bölgecilikti, hakaretti, kibirdi derken mesele ekmek ile oynamaya kadar gelmiş desenize, hele bu devirde.  

Vay halimize!

Cemil Meriç’in çok sevdiğim ve kendi hayatıma kılavuz bildiğim bir sözü vardır, “tarafsızlık namussuzluktur. Taraf tutmayan insan, şahsiyeti felce uğramış insandır. Ben tarafım, hakikatin tarafıyım” Kişilerden, konulardan ve durumlardan bağımsız benim tek hakikatim var, o da Kırıkkale.

Bu şehre dair umudumu ne olursa olsun kaybetmeyeceğim. Biliyorum ki, yarın ve yarından sonraki bütün seçimlerde aklıselim hemşerilerimizin feraseti kazanacak. Gün gelecek bu şehrin olmayan kaldırımları, yol ortasından yürüyenleri değil, yine yeniden silah sanayi konuşulacak. Kırıkkale işsizlikle boğuşan değil, civar kentlerden göç alan, istihdam merkezi bir şehir olacak. 

İnanıyorum ki kamu ihaleleri ile yolunu bulanların, ucuza arsa kapatıp malına mal katıp, yan gelip yatanların devri bitti bitecek.  Bu devran dönmeye başladı bile,  dürüst ve liyakat sahibi insanların öncülüğünde Kırıkkale Marka şehirler listesinde hak ettiği yeri alacak.

Ve ben biliyorum, kazanan eninde sonunda Kırıkkale olacak…

Yazar Profili

Özlem Özcan
Özlem Özcan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir