• Kırıkkale, Türkiye
  • 02/12/2022

İnsanoğlu doğumdan ölüme, kendi tekamülünü tamamlamak üzere savrulur durur. Kimi alınyazısı der avutur kendini, kimi kader! Herkes inanır da bu dünyanın fani ve imtihan süreci olduğuna, herkes bilir de ölümlü olduğunu, kimse yaratılış amacını ve imtihanların cevap anahtarını aramaz. İnsanoğluna en büyük imtihan da, kendi nefsidir kanımca.

Dünyada insan sayısı arttıkça, kötülük ve günah oranı da artıyor maalesef. Doğrulaştırdığımız yanlışların içinde pek çok kötülüğü de, kanıksamış vaziyetteyiz toplum olarak. Eğer yolsuzluğu, haksızlığı yapan bizden biriyse susmayı evla görür, karşıt görüşte bir siyasiyse tepki gösteririz orantısız bir şekilde. İşin en garip yanıysa bütün bu kötülük ve günah oranı “milliyetçi muhafazakar” kesimde daha yoğundur. Dönüp bakın Cumhuriyet tarihinin siyasal iktidar dönemlerine, hangi ideolojilerde yolsuzluk tavan yapmış, toplumsal olaylarda artış gözlenmiştir. Göreceğiniz manzara, okuyacağınız veriler inanın sizi şaşırtabilir.  

Dürüstlük her insanda olması gereken bir haslettir oysa. Günümüzdeyse; yalancı, riyakar ve hırsızların sayısı orantısız bir şekilde artınca, dürüst insan olmak “ayrıcalık” oldu maalesef. Oysa ahlaki zafiyetler; hırsızlıkları, haksızlıkları, yolsuzlukları doğurur. Sosyal adaletin yoksunluğu ise, toplumsal yoksulluğu doğurur. Bu yoksulluk aldığımız hizmetin çürüklüğü ve eksikliği ile başlar, sonunda gelip mutfağa, yani en temel hak beslenme ve barınmaya kadar dayanır.

Kendi çocuğunuzun girdiği sınav sonucunda “hak etmese” dahi işe alınması için bir siyasetçiden yardım talep ediyorsanız; bir başkasının çocuğuna haksızlık ediyorsunuz demektir.

Girdiğiniz bir ihale de birilerini de “görerek” iş temin ediyorsanız ya da Ankara’da “dayı” arıyorsanız; bir başka ticaret ehlinin rızkına mani oluyorsunuz demektir.

Devletin sizi tayin ettiği yeri beğenmiyor, beğendiğiniz yere gitmek için “siyasetçi” kovalıyorsanız; hak ederek o yere tayin edilenin önünü kesiyorsunuz demektir.

Hastalandığınız da doğrudan hastaneye gitmek yerine, “ayrıcalıklı” muamele görmek, “öncelikli” randevu istemek ile kim bilir kaç hastanın günahına giriyorsunuz, farkında mısınız peki?

Bütün bunlar sebep, yoksulluk ve adaletsizlik neticedir. Bu süreç devam ederken bir gazeteciden yolsuzluğu yazmasını beklemek, ortaya dökülen çirkinlikleri kimi zaman korktuğu için sessizce, kimi zaman “öteki” olduğu için alkışlayarak izlemek ise riyakarlıktır. Herkesin diline pelesenk ettiği, sakız niyetine çiğnediği bir hadis var. Hani hepimizin ezbere bildiği “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır”. Bunu yanlış anlamış olmalıyız, çünkü kendimize yapılan haksızlığa konuşup, başkasına yapılınca dut yemiş bülbüle dönüyor, hatta utanmadan yanlış olduğunu bildiğimizi, canhıraş savunuyoruz.

Toplumsal çoğunluk olarak bu amuda kaldırdığımız, alaşağı ettiğimiz değerlerin gölgesinde; Turgut Özdem’in Delice’de kurduğu “derebeyliğini”, başkalarının ekmeğine nasıl mani olduğunu, nasıl yaptığını bildiğimiz “yurdu, kafeyi”, 1000 civarı seçmen ile aldığı şampiyonluğa sebep, seçmene ve yol arkadaşlarına nasıl davrandığını yazmam neyi değiştirecek? Kendinden olanları yağla balla istihdam ederken, başkasının karısına “avrat” diye hitap etmesini eleştirmem, neyi düzeltecek?

Osman Türkyılmaz’ın Yahşihan Belediyesi’ni 14 Milyon “vadeli” borç ile alıp, 300 Milyon borca nasıl dayandırdığını, EDS ve Asfalt ihalelerinde döndüğü söylenen yolsuzlukları ve sebep olunan kamu zararlarını, delilleriyle gündeme taşımam neyi telafi edecek? Birilerini “hırsız” diye suçlayarak geldiği koltukta, neler yaptığını sorgulamam, sizlere olanları anlatmamın kime ne faydası olacak? Belediye arazilerinin büyük kısmının kimlere nasıl satıldığını, kalan arsalara ise parası ödenmediği için asfalt atmadan kaçan müteahhit tarafından haciz konulduğunu bilseniz, ne değişecek?  Ya da Belediyeden alacaklı kaç firma var, anlatmamın kime ne yararı var?

Mehmet Koyuncu’nun geçmiş dönem ödenememiş ikramiye borçları dururken, onlarca işçiyi “zorunlu ücretsiz izine” yollayıp, kızını işe aldığını yazsam ne, yazmasam ne? İmar uygulaması esnasında yapılan haksızlıkları, Tanzim Satış noktasının hikayesini, birilerine peşkeş çekilen sosyal tesisleri dile getirmem neyin önüne geçecek? Su sayaçları masalı da, aslında dinlemeye değer!

Küçücük oda ve sivil toplum kuruşlarında dahi, elde edilen makamın gücüyle kurulan şebekeleri kime anlatayım, neden anlatayım? Bu makam sıralamasında devede kulak kalacak koltukların, kimlere neler sağladığı hakkında bir fikriniz var mı?

Eğer ülkece ekonomik olarak zor durumdaysak, adaletsizlikten şikayet ediyorsak, liyakatsiz makam sahiplerinin goddaşlık yani ukalalığına muhatap kalıyorsak; sebebi “bizden” başkası değil bilesiniz. Bu isimleri o koltuklara kişisel çıkarlarımızı, siyasi aidiyetlerimizi önceleyerek seçen, getiren bizden başkası değil zira. Şikayet ettiğimiz koşulları değiştirmek, bu ahlaksız düzeni dönüştürmek, insanca daha kaliteli yaşamak istiyorsak; önce nefsimizi bir muhasebeye çekelim. Ayetle sabit zaten değil mi?  “Toplumlar hak ettiği gibi yönetilir”

Bütün bu sıraladıklarımı ve sıralamaya sığdıramadıklarımı size rağmen yazmaya, bu saydığım konuları önümüzdeki günlerde detaylarıyla anlatmaya, kendi tekamülümü tamamlamak adına ben devam edeceğim. İnsanca yaşamak, adam gibi ölmek ve imtihanımı layıkıyla geçmek için fıtratımın gereğini yapmaktan başka çarem yok zira.  Belki bir kıvılcım olurum da, toplum olarak uyanırız. Sonunda insan olarak bütün bu ahlaksızlıklara layık olmadığımızı anlarız ve hak ettiğimiz gibi yaşarız.

Unutmayın; yoksunluk, yolsuzluk ve yoksulluk kelime kökü bir ve iç içedir. Yoksunluk yolsuzluğu, yolsuzluk yoksulluğu getirir…

Yazar Profili

Özlem Özcan
Özlem Özcan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir